Lost | Yüz Sekiz | Lost Fan | Lost Forum | Lost Blog | Lost Dizisi

lost dizisi hakkında son haberler, teoriler, bölümler, fotoğraf ve müzikler.. kısacası herşey. Lost dizisi hakkında bilgiler, haberler, teoriler ve medya bölümü bulunuyor. Lost adlı dizinin yapımcıları hakkında bilgiler ve dizi hakkında notlar yer almakta.

Iste Lost Turkiye

  • Dizinin Adı:Kurban’ın Kurbanları
  • Yönetmen:Taylan Biraderler
  • Yapımcı:Osman Yağmurdereli
  • Müzik:Yalnızlığımın Adasında Bitirdim Benliğimi

Kazazedeler

Jack: Nejat İşler

Kate: Berrak Tüzünataç

Sawyer: Kıvanç Tatlıtuğ

John Locke: Mazhar Alanson

Hurley: Ata Demirer

Mr. Eko: Pascal Nouma

Jin: İlhan Mansız

Sun: Ayumi Takano

Sayid: Mehmet Ali Nuroğlu

Shannon: Pınar Altuğ

Charlie: Özgür Çevik

Boone: Berk Hakman

Ana Lucia: Doğa Rutkay

Claire: Seçkin Piriler

Desmond: Birol Ünen

Michael: Steve Kompela

The Others (Diğerleri)

Benjamin Linus: Halit Ergenç

Juliet: Özge Özberk

Alexandra Rousseau: Melisa Sözen

Ethan Rom: Timuçin Esen

Kısaca Konu

Dokuz günlük Kurban Bayramı tatilini fırsat bilip, “Şöyle bir Amarika’ya gidelim de görelim neymiş, hem ucuz bilet de bulduk, ne duruyoruz o zaman!” düşüncesiyle “Okyanus Havayolları”na ait “831 nolu” uçuşa doluşan Türkler, uçağın Atlantik Okyanusu üzerinde infilak etmesiyle kendilerini bir anda ıssız bir adada bulurlar.

SSK Okmeydanı Acil Servis doktorlarından Jack de (N. İşler) bu yolcular arasındadır ve gözlerini adada açması ile gaipten gelen “Doktor Jack, Doktor Jack acilen sahile bekleniyorsunuz.” sesini duyması bir olur. Hızla sahile koşan (ve dizinin ilerleyen bölümlerindeki geri-dönüşlerde Aliye isimli eski aşkıyla hüzünlü ayrılışını izleyeceğimiz) Dr. Jack, “anam anam” feryatlarıyla inleyen yolcularla karşılaşır ve olaylar gelişir.

Dizi ilerledikçe adanın hiç de öyle ıssız bir yer olmadığı ve bu adada zamanında (Sorosçu olmakla suçlanan) Dharma Vakfı ile TUBİTAK’ın ortak çalışmalar yürüttüğü ortaya çıkar. Bu çalışmalar adanın manyetik dengesini bozmuş ve yönlerin tespit edilemez hale gelmiştir. Bu da başta ada imamı Mr. Eko (Nouma) olmak üzere, çoğunluğun moralini feci halde bozar. (Bkz. Bölüm 8 “Kıble Nerede Be Hacım?”)

Sayısal’da gizemli sayılar “3 5 8 31 40 41” rakamlarına oynayıp paranın gözüne koyan Hurley’in (A.Demirer) ada hakkında sürekli söylediği “Abi ben burayı biliyorum, Acun’un adası burası, Survivor Türkiye Yunanistan da burada çekildiydi.” cümlesi ve John Locke’un (M. Alanson) burnuna sürekli gelen kaşarlı tost kokusu da adanın gizemini arttırır. Nitekim yolcular bu adada yalnız olmadıklarını anlayacaklar ve olaylar gelişecektir.

Diziden Notlar



Hurley hiç de haksız değildi aslında; dizinin çekimleri için Survivor adaları kullanılmıştı. Fakat senaristlerin bunu neden diziye de yerleştirdikleri, dizideki binlerce meçhuliyet gibi, halen yanıtsız.

Dizinin web sitesine gelen izleyici soruları arasında “Abi onca adam –affedersiniz ama- nasıl def-i hacet gideriyorlar?”ın yoğunlaşması üzerine, yapımcı Osman Yağmurdereli “Her taraf deniz, biraz açılıyorlar.” açıklamasında bulundu. Bu açıklamaya Prof. Dr. Orhan Kural büyük tepki gösterdi ve yapımcıyı çevreyi koruma hususunda kötü örnek olmakla suçladı.

Yapım ekibinin dizinin başlaması şerefine verdiği mangal partisi esnasında, etrafa sıçrayan kıvılcımların birkaç palmiyeyi tutuşturması ise sadece çevrecilerden değil, Panama Hükümeti’nden de tepki gördü.

“Oyuncular arasındaki iletişimden bize de ekmek çıkar nasılsa” düşüncesiyle bir tekne tutup adaya çıkartma yapmaya niyetlenen magazin muhabirleri, teknelerinin yakıtı bitip, bir de üstüne fırtınaya yakalanınca, onbeş gün boyunca okyanusta mahsur kaldılar. Uzun süren aramalar sonucu bulunan magazinciler, kendilerini bulan geminin küpeştesini öperken, muhabirlerden biri “Allahım dualarımızı kabul etti, biz de ona verdiğimiz sözü tutacağız ve bir daha Pınar Altuğ’a yaklaşmayacağız, sevgilisine de ‘Küçük Afacan’ demeyeceğiz” dedi.

Dizinin senaryosu ilk düşünüldüğünde adaya düşen uçağın yerine, şarampole yuvarlanan otobüsten kurtulan yolcular fikri üzerine durulmuş. Özellikle de bütçe endişeleri nedeniyle oluşan bu düşünceden, yapımcının “düşürün uçağı da namımız yürüsün, buluruz bir yerden kredi” sözleriyle vazgeçilmiş.

Yine yapım aşamasında reddedilen fikirlerden birisi, düşen uçaktan bir mafya babası, bir emniyet görevlisi ve bir politikacının sağ çıkması ve diziye “derin devlet”in de olaya katılmasıymış.

Dizide her şeyin gerçekçi olmasını isteyen yönetmenler, animasyon kutup ayılarını gerçekçi bulmadıkları için, Türkiye’den harbi ayı getirtmişler; fakat çingene eğitimli bu ayıların sürekli oynamaya ve bayılma numarası yapmaya kalkmaları üzerine animasyon ayılara mecburi dönüş yapmışlar.

Acun Ilıcalı’nın “Abi hazır adadayken bir Survivor Kazazede-The Others çekelim mi?” teklifi de reddedilmiş.

(Yazarın notu: Yazı, içerik açısından sözlükteki entrylerden farklı olsa da, yazının yazılmasına ilham olan Ekşi Sözlük yazarlarına teşekkür ederim.)


Amerika’dan sonra, gösterildiği her ülkede izleyenleri ekran başına kilitleyen ‘Lost’, üçüncü sezon bölümleriyle Digitürk’te yeniden hayranlarıyla buluştu. Ülkemizde de geniş bir hayran kitlesi bulunan dizinin yeni sezonu, Amerika’da fırtınalar estiriyor. İşte, fanatikleri için Lost’un dünden bugüne hikayesi…


Televizyon icat olduğu günden beri Amerikalı dostlarımız sağolsun, her zaman bizi oyalayacak bir dizi mutlaka buluyor. 60′larda ‘Görevimiz Tehlike’, 70′lerde ‘Kaçak’, ‘Charlie’nin Melekleri’, 80′lerde ‘Mavi Ay’, ‘Miami Vice’, 90′larda ‘Kuzeyde Bir Yer’, ‘X Files’, 2000′lerde ‘The Sopranos’, ‘Desperate Housewives’ ve bu zincirin son halkası ‘Lost’! Hem Amerika’da hem de ülkemizde şu sıralar bir ‘Lost’ fırtınası esiyor. 4 Ekim’de Amerika’da üçüncü sezonu başlayan (Bizde de 26 Aralık’ta başladı) dizi, gerek oyunculukları, gerek çekimleri, gerekse de öyküsüyle son derece kaliteli bir yapım. İlk iki sezonu (birinci sezon 24, ikinci sezon ise 23 bölüm) ABD’de her hafta ortalama 20 milyon izleyiciyi ekran başına toplamayı başarmış. İngiltere’de dizinin ilk bölümü 6 milyon kişi tarafından izlenmiş ki bu Kraliçe’nin ülkesi için bir rekor! Dizinin konusu kısaca şöyle; Oceanic Havayolları’na ait 8-15 sefer sayılı yolcu uçağı Avustralya-Amerika seferi sırasında Büyük Okyanus’ta bir adaya düşer. 48 yolcu kurtulur! Ada bildiğimiz adalardan değildir. Yolcular da adanın bildiği yolculardan değildir. Her şey gizemli bir hal alırken, yolcular da adadan bir türlü kurtulmayı başaramaz…

SENARYOSU SÜREKLİ ŞAŞIRTIYOR
Aslında Lost’la ilgili yazılacak tonla şey var; adadaki kutup ayısından başlayıp, lanetli sayılara, kahramanların okudukları kitaptan dinledikleri şarkılara kadar! Dev bir labirent gibi bu dizi; çıkışı bulayım derken daha da içine dalıp, daha da kayboluyorsunuz. Gerçi sıradan bir izleyici için bunların çok da önemi yok! Çünkü her bölümün sonunu insanın midesine kramplar sokan bir merak unsuruyla bitiren senaryo ekibi de, daha nereye kadar gideceklerini bilmiyor! ABC televizyonunun yöneticisi Lloyd Braun’un bu sıradışı hikayesini; J.J Abrams ve Damon Lindelof kağıda dökmüş. Lindelof, dizinin pilot bölümünün, oyuncu seçimi, senaryo, çekim, kurgu dahil 11 haftada yaklaşık 14 milyon dolara mal olduğunu anlatıyor.

NORMAL BİR ADAYA DÜŞMEDİLER
Lost, yayınlandığı akşam Amerika’da 19 milyona yakın izleyiciyi ekran başına topladı. Bu sayı ortalama 28-30 milyon izleyici çeken ‘Crime Scene Investigation’a nazaran azdı ama kanal izlenme oranlarından memnun kaldı ve Lost çok geçmeden bir fenomen olarak televizyon tarihindeki yerini aldı! İnternette açılan hayran siteleri, forumlar ile dizinin ünü kulaktan kulağa yayıldı. Lost’un genç yaratıcıları J.J Abrams ve Damon Lindelof, dizinin geldiği noktadan memnuniyetlerini dile getirseler de başlangıçta ne yazacakları konusunda hiçbir fikirleri olmadığını söylüyor. Lindelof o günleri şöyle anlatıyor: “Adaya düşen bir uçak ve kurtulanlarla ilgili bir hikaye istendiğinde J.J’le farklı bir şey yapalım istedik. Ada normal bir ada olmazsa ve yolcular adadan da garip olursa elimize bir çok done geçeceğini düşündük. İkimizin de çok iyi birer ‘Alacakaranlık Kuşağı’, ‘X Files’ izleyicisi olmamız dizinin hikayesinin gelişmesine oldukça katkıda bulundu.” Abrams ve Lindelof oyuncuları seçerken de farklı bir yol izlemiş. Seçmeye gelen oyunculara önce diğer roller okutulmuş. Hatta çok beğendikleri bazı oyuncular için karakterler yaratılmış. İkili, Jorge Garcia’yı ‘Curb Your Enthusiasm’ dizisinde görüp mutlaka Lost’ta olmalı diyerek onun için ‘Hugo Hurley Reyes’ karakterini yazmış. Seçmeler sırasında Yunjin Kim’i o kadar sevmişler ki orijinal senaryoda Japon olan evli çifti Güney Koreli’ye çevirmişler. Damon Lindelof, bölüm hikayelerinin nasıl çıktığını da şöyle anlatıyor: “Senaryo toplantısında bu bölümde kimin öyküsünü anlatalım diye başlıyoruz. Karaktere karar verdikten sonra da öykünün adayla bağlantısını nasıl yapacağımızı kararlaştırıyoruz. Sonrası geliyor…”

Ünlülerden diziyle ilgili görüşler:

Aslı Tandoğan (Oyuncu): Yayınlanmadan getirtiyorum
Başından beri takip ediyorum. Türkiye’de yayınlanmadan bölümlerini Amerika’dan getirtiyorum. Arkadaş çevremde çok popüler. Senaryosu çok başarılı. Düğümü çözdüğünüzü düşündüğünüz her an iyice karışıyor işler…

Ayça İnci (Oyuncu): Kaçırmadan izliyorum
Başından itibaren izliyorum. Çok beğendiğim bir dizi. Kurgusu, çekim kalitesi, senaryosu, oyunculuklar çok başarılı. Kaçırmamaya çalışıyorum. Kaçırdığım zaman kayıttan izliyorum. Bende zaten bütün eski bölümleri mevcut.

Cem Davran (Oyuncu): Ben pek sevmedim
Etrafımdaki herkes izliyor diye ben de oturup izledim. Ama pek sevemedim. Ben daha çok 24′ü seviyorum. Daha gerçek ve sıcak geliyor. Lost, doğaüstü olaylarla dolu. Bana Amerikan fabrikasyon işlerinden biri gibi geliyor.

Birol Güven (Senarist): Dizi merak uyandırıyor
Bence Lost, dünyanın içinde en çok merak unsuru olan dizisi. Ben bu yönünü çok beğeniyorum. Bir sonraki bölümü merakla bekletme işini Amerikalılar iyi başarıyor. Bir de dizinin gerçek mi gerçeküstü mü olduğuna karar veremiyor seyirci. Artık finalde göreceğiz.


Ekranların fenomen dizisi Lost’un yıldızı Evangeline Lilly’nin evinde televizyon olmadığını biliyor muydunuz? İşte Lost’un yıldızı Lilly’nin bilinmeyenleri:

Yolda yürürken Ford Mankenlik Ajansı tarafından keşfedildi.

Modellik yapmak istemeyen Lilly, ilk olarak LiveLinks adlı bir çöpçatan hattının televizyon reklamlarında oynadı.

Lost dizisinde rol alması kararlaştırıldıktan sonra uzun süre çalışma vizesi almadığı için Amerika’ya giremedi. Dizi ekibi başka oyuncu ararken son anda vizesi onaylandı.

Hokey oyuncusu Muray Hane ile evlenip ayrıldıktan sonra Lost’tan rol arkadaşı Dominic Monaghan’la nişanlandı.

Arkadaşları ona Monkey (maymun) diyor çünkü ağaçlara tırmanmayı çok seviyor.

Yalnız kalmaya bayılıyor. Dindar bir ailenin çocuğu olan Lilly, küçüklüğünden beri televizyon izlemiyor. Evinde televizyon yok.


Digitürk’ünüz olmayabilir, dvd’lerini görmemiş, kısacası bu diziyi hiç izlememiş olabilirsiniz. Fark etmez! bu yazı, LOST’un nasıl ve ne çeşit bir fenomen haline geldiğini anlamak isteyenler için bir rehber

Bir uçak kazası olur ve bir grup insan ıssız bir adaya düşer… Klasik, değil mi? Oysa bu temelle başlayan bir televizyon dizisi, yani Lost (Kayıp) şu anda Azerbaycan’dan İspanya’ya, Rusya’dan ABD’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada milyonlarca insanda ‘hastalık’ haline gelmiş durumda… “Peki niye?” Bu sorunun gerçekten “onlarca yanıtı var”. Her şeyden önce dizi, pek çoğumuzun içinde var olan “doğada bir başına kalma” korkusunu didikliyor… İnsan “Ben o adaya düşseydim ne yapardım?” gibi sorgulamalar içine giriyor.

Her dilden, her milletten!
Sonra… “Lost”ta bir dizide olması gereken her şey var; yakışıklı erkekler, güzel kızlar, gizem, aşk, entrika, eşsiz manzara, doğa üstü güçler ve insanın içinde söndürülmeyen bir merak ateşi yakan gizem… “Televizyon dünyasının en büyük yapbozu” olarak adlandırılan dizi, her bölümde insanın eline farklı bir parça veriyor. Ama o yapboz parçaları çok nadir bir araya geliyor ya da “parçalar bütünden fazla ediyor”.
Bir dizide, bir sır ne kadar gizli kalabilir ki? Bir, hadi bilemediniz 5 bölüm sonra açığa çıkar. Ya da seyirci gizemleri görür ve dizi kahramanlarının o sırrı bilmeyişiyle çırpınışlarını izler değil mi? Oysa “Lost”ta öyle mi? Her bölüm, insanın kafasında soru işareti yaratacak bir sonla bitiyor, yanıtı almak için sonraki bölüme geçtiğinizde kâğıdınıza yeni sorular yazılıyor!
E böyle olunca da en normal insan bile “teori manyağı” oluveriyor. İnsanlar çevrelerinde “Lost” izleyen ve sorularına yanıt, dertlerine derman olabilecek, teorilerini paylaşacak insanlar aramaya başlıyor. Bu da yetmiyor pek çok “Lost” fanatiği internet üzerinde forumlar oluşturup milletler arası bir tartışmanın ortağı oluyor. “Lost” efsanesi bir kartopu gibi büyüyor…
“Numaralar” burada da bitmiyor. Karakterlerin çeşitliliği de fanatizme ayrı bir anlam katıyor. Adada Kore’den ABD’ye, Irak’tan Fransa’ya pek çok farklı ülke, dil ve dine sahip insan var bir kere… Hinduizm, Budizm ve Taoizm’den Yunan mitolojisine, Müslümanlık’tan Hıristiyanlık’a geniş bir alanda yüzüyor adadakiler…
Dostoyevski’den Hemingway’e, Charles Dickens’tan Stephen King’e pek çok yazara göndermeler yapılarak “dizi hastası olmanın ezikliğini hisseden” okumuş izleyicilerin gazını alan senaristler, “aşk, entrika, suç, ihtiras, dövüş ve tesadüf”lerle de her kesimden izleyiciyi çekiyor.
“Lost”, Türkiye’de CNBC-e’de gösterilen pek çok başarılı Amerikan dizisinin “bisküvilerini ayırıp kremasını yemiş” sanki. Prison Break’teki “kaçış ve planma”, The 4400 ve X Files’daki “The Others-Diğerleri” kavramı, Smallville’deki “doğaüstü güçler” dizinin ana öğelerinden…

DVD’si çıkınca ‘patladı’
Bir de senaryonun “çift zamanlı” ilerlemesi durumu var ki o da tadından yenmiyor! Kısaca “Lost” bir oyun, ama izleyici mi onunla oynuyor, o mu bizimle dalga geçiyor belli değil! Tabii bu etki, bölümleri üst üste izleyenlerde daha büyük oluyor.
Lost aslında Türkiye’de Digitürk’ün Dizimax kanalında 2005′te gösterilmeye başlandı. Ancak Türkiye’de büyük bir hayran kitlesine ulaşması daha çok DVD’lerinin elden ele dolaşmasıyla oldu.
Ve şimdi 3. sezonun başlamasıyla “Bu adamlar bu senaryoyu nasıl toparlayacak?” sorusu da yeniden günyüzüne çıktı. Oysa”Sana ne!” koltuğunda otur, izle, bekle değil mi? Yok olmuyor; “Lost”un aktif izleyicisi “çok bilinmeyenli bir denkleme dönüşen” dizinin bir çözüme ulaşıp ulaşmayacağını gerçekten kendine dert ediyor.
“Lost” hakkında her yazı yazan da, bunun suya yazı yazmaktan farksız olduğunu, bir bölüm sonra her şeyin silinebileceğini biliyor. Yine de hiç “Lost” izlememiş olanlara soruluyor: Lost’un kör kuyularında merdivensiz kalmaya hazır mısınız?

Fanatizmin boyutlarını görmek için…
# TV kanalının müdürünü koltuğundan etti: Her şey 2004′te başladı. abc’nin o dönemdeki genel müdürü Lloyd Braun “adaya düşen uçaktan kurtulanların başına gelenlerle” ilgili bir dizinin siparişini verdi. Ancak pilot bölüm çok pahalıya çıkınca müdür Braun dizi yayımlanmadan görevinden alındı.
# İzleyici ve ödül sayısı katlanarak arttı: 22 Eylül 2004′te abc’de yayımlandığı gün 18.6 milyon izleyiciyi ekran karşısına çeken dizi, 21 Eylül 2005′teki ikinci sezon açılışında 23 milyon izleyiciyle rekor kırdı. 2005′te Emmy, 2006′da Altın Küre’de “En İyi TV Drama” ödüllerini topladı. Üçüncü sezon başladığında “sadece bir internet sitesinin” karşısında diziyi CD’ye çekmek isteyen 110 bin kişi vardı.
# Dünya ikincisi: 2006 araştırmalarına göre dünyanın en popüler 2. dizisi. Birinci ise suçluların izini sürenlerin dizisi “CSI”.
# Dizi içinde dizi! J.J. Abrams, Damon Lindelof ve Jeffrey Lieber tarafından yaratılan dizi, başka dizilerde bile yerini buldu. “The Office” adlı dizideki “Dwight Schrute” karakteri de Lost hastası! Pek çok diyaloğunda diziden bahsediyor.
# Her yerde o sayılar var: Dizide 6 önemli rakam var. Toplamı 108 eden bu rakamlar (4+8+15+16+23+42), 108 saniye içinde bilgisayara girilmezse “kötü şeylerin” olacağı düşünülüyor. Dizinin yaratıcıları bu sayıları fanatik izleyiciler için dizinin dört bir yanına yerleştirmiş. Örneğin Hurley’nin uçağa yetişmeye çalıştığı sahnede görülen futbolcu kızların formalarında (üstte) ya da Anna Lucia’nın görev yaptığı polis merkezinin otoparkındaki arabaların üzerinde bu numaraları görmek mümkün. Sadece birkaç saniye için… Ama fanatikler bunu da fark ediyor, fotoğrafını çekip internette yayımlıyor…
# Yukarıda bahsettiğimiz rakamlarla ilgili teorilerin ardı arkası gelmiyor… Bu rakamların Tevrat’tan ayetler ya da birer koordinat olduğu ve girildiğinde adanın yerini gösterdiği gibi binlerce teori var.
# Siyah dumana dikkat: Dizinin efsanevi sırlarından biri de adanın siyah dumanı. Bu dumanın içinde zaman zaman insan yüzleri ya da bazı görüntüler beliriyor(muş). Biz de bunu, görüntüleri kara kare dondurup yayımlayan fanatik izleyicilerden öğreniyoruz… (Google’e “Black smoke lost” yazınca görülebiliyor)
# Ti’ye alan da çok: ‘Ciddi’ diziyle dalga geçen, karakterleri karikatürize edenler de yok değil. ‘South Park’çılar karakterleri ti’ye alan bir ‘Lost Park’ posteri hazırladı; internette Lost karakterleriyle dalga geçen, karikatürlerini çizen pek çok site var. Ayrıca dizide Walt’ın okuduğu çizgiroman da internette kendine yer buldu.
# Adın da çok anlamlı!: Dizinin belli başlı karakterlerinin isimleri de bir anlam taşıyor. Kazazedelere çoğu macerada rehberlik eden Dr. Jack Shepard’ın soyadı “Çoban” anlamına geliyor, en sağlam kadın karakter Kate Austen de ismini 19. yüzyılın önemli anarşist feministi Kate Austin’den alıyor gibi… Eski bir asker olan Iraklı Sayid’in soyadı Jarrah, Arapça “operatör” anlamına geliyor. Dizinin ‘bıçkın’ karakteri Sawyer’ın adının anlamı ise “Bıçkıcı, kesici.”
# 6 bölüm yayımlandıktan sonra dizinin 3. sezonuna 13 haftalık bir ara verilecek. Sezonun ikinci bölümü Şubat 2007′de yayımlanmaya başlanacak.
# Dizinin 3. sezon tanıtımları pek çok ülke için, o ülkenin dilinde seslendirildi. Jack ve Hurley Rusça konuştu.
# Bu yazı yayıma hazırlanırken www.youtube.com adresinde 35 bin 946 ‘Lost’ görüntüsü, bize büyük faydası olan eksisözlük’te ise 76 sayfa vardı.
# Diziyle ilgili her şey, her link bu sitede: “http://www.lostlinks.net”
# Binlerce adresin yer aldığı bu siteden forumlara, oyunlara, fotoğraflara, karikatürlere, çevirilere, tezlere, alışveriş yapabileceğiniz adreslere, karakterlerin kişisel adreslerine ulaşabilir, adaya düşenlerin günlüklerini bile okuyabilirsiniz!
# En iyi 2 Türkçe site: http://losttr.6te.net http://www.yuzsekiz.com/
# Dizideki her konunun ‘gerçekmiş gibi’ bir web sitesi var!: Yapımcılar dizideki hemen her konu hakkında web sayfası yaparak, senaryonun gerçekçiliğini arttırmış! Şöyle örnekleyelim, dizinin ana karakterlerinden Charlie’nin müzik grubu “Driveshaft”ın internette bir sitesi var. Siteden şarkılara, Charlie’nin (solda) hayranlarıyla fotoğraflarına bile ulaşılıyor: http://www.driveshaftband.com
# Lost’taki Hanso Vakfı’nın sitesi: http://thehansofoundation.org
# Diziyi izleyenlerin çokça merak edeceği Dharma’nın sitesi: http://www.thedharmainitiative.info/
# Oceanic Havayolları 10 yıldır televizyon dizileri ve filmlerde kullanılan hayali bir şirket. Ama Lost ile efsaneleşti. Havayollarının sitesinin her yerinde bir şeyler gizlenmiş durumda, “şişelerin içindeki mesajlardan” teorilere kadar pek çok şey bulmak, uçakta yer ayırtmak mümkün. “http://www.ocenicflight815.com” ve “http://www.oceanic-airlines.com”
# Adanın haritasına bakmak isterseniz: “http://rapidshare.de/…90/lost_the_island.rar.html”

‘LOST’LAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN!
# Sıcak su konulunca rengi değişen bardak: Lost’un yaratıcıları, dizinin gördüğü ilgiyi ürünlerle de besliyor. Dizide görülen hemen hemen her şey ve fazlası satılıyor, alıcı da buluyor. Dizi karakterlerinin birer küçük kopyası olan konuşan bebekler (sağda Hurley’ninki var), şapka, tişört, anahtarlık, poster, imzalı fotoğraf, yapboz, DVD ve bilgisayar oyunları, en çok satılanlar. Dizide yenilen “Apollo” marka çikolatalar ile üzerinde dizideki numaraların yazılı olduğu, içine sıcak bir içecek konulduğunda renk değiştiren bardaklar ilginç ürünlerden… http://www.everythinglost.co.uk/ ürünlerin görülebileceği en kapsamlı sitelerden biri.
# Bir pakette onlarca ürün “http://www.creationent.com/lost/index.htm” adresinden ulaşılabilecek ‘fan club kit’leri satın aldığınızda birçok Lost eşyasına bir anda sahip olabiliyorsunuz.
# Bölümleri ‘indirin’ “Lost”un her bölümü, abc’de yayımlanmasının ertesi günü internetten indirilebiliyor.
# Ölü yazardan roman: Mart 2006 itibariyle Lost ile bağlantılı 4 roman piyasaya çıktı. “Endangered Species”, “Secret Identity” ve “Signs of Life” ve “Bad Twin”! Bad Twin adlı kitabın yazarı Gary Troup. Burada ilginç olan nokta şu: Kitabın kapağına göre Troup, Oceanic’in 815 numaralı uçuşunda hayatını kaybetmiş yazarın ilk romanı!
# Dergisi bile çıkıyor Dizinin bir de dergisi çıkıyor. Şu an sadece ABD ve Kanada’da satılan derginin geçmiş sayıları, kapakları ve içindekilere şu adresten bakılabilir: http://lostpedia.com



Londra’da “Lost” dizisinin sırlarını aralamaya devam… İpuçlarını sıralamaya geçmeden önce konuşma fırsatı yakaladığımız oyuncuların neredeyse tamamının dizinin gidişatıyla ilgili endişe duyduklarını söylemek gerek. Hemen her biri “İki veya üç sezonda bitmesi gerekirdi” fikrinde birleşiyor. “Altı sezon sürecek iyi bir dizidense, üç sezonda biten muhteşem bir dizide yer almak isterdik” diyorlar.

Belki bunu söylemelerinde hayatlarını Hawaii’de geçirmenin verdiği can sıkıntısı da olabilir. Birbirlerine yakın evlerde yaşıyorlar, beraber bilardo oynuyorlar veya spor yapıyorlar ama “şehir çocuğu” olanlar bir noktadan sonra bu hayattan fazlasıyla sıkılıyor.

Jin rolünü oynayan Daniel Dae Kim’in evindeki dizi partileri bir nebze eğlenceli oluyormuş. Dev ekranı ve koltuklarıyla tam bir izleme odası yaratmış Dae Kim. Gerçi bazı oyuncular “Lost”un hiçbir bölümünü izlememiş olsa da…

SENARYO ÇOK GİZLİ
“Kim bilir belki üçüncü sezonda ölenlerin aslında ölmemiş olduğunu görebilirsiniz” diyor Maggie Grace. O hiçbir bölüm izlemeyenlerden, ama belki şimdi DVD’de bakacakmış. İkinci sezonda apar topar öldürüldüğü için biraz da kırgın olduğunu hissettiriyor. “Bundan sonra diziden iş çıkmaz” gibi espriler yaparak.

Grace’e senaryo gereği öleceği bir gün önce söylenmiş. Los Angeles’taymış ve menajerinden bu not geldiğinde panik olmuş. Apar topar Hawaii’ye uçmuş ve hızla hazırlanmış Shannon’ın ölümüne.

Gerçi bu durum da “Lost” için şaşırtıcı değil. Zira aktörler bir hafta önceden ellerinde senaryo olduğunda kendilerini şanslı hissediyorlarmış. Çoğu zaman bir gün önceden bildiriliyormuş rolleri, hatta sette de sık sık değişiklik yapılıyormuş.

Bu yüzden de pek az kişi dizide ne olacağını biliyor. Mesela şişman karakter Hurley’i oynayan Jorge Garcia bir bölümü, tesadüfen bir arkadaşından öğrendiğini anlatıyor. Laf yayılmasın dize senaristler en fazla 10 kişiyle sınırlıyorlarmış bilgiyi. Bir aktörün sahnesinden başka şeyden haberdar olması da gerekmiyormuş…

Garcia’ya diğer rol arkadaşlarını kıskanıp kıskanmadığını soruyorum. Ne de olsa birçoğu günümüzün seks idolü, yırtık ve ıslak gömlekleriyle dergi kapaklarında yer alıyorlar. “Zaten çalıştığımız yer çok sıcak, üzerim o yüzden bayağı ıslanıyor ama ayrıca kendimi dergide o şekilde görmem gerekmiyor” diyor. Ama tam olarak “mutlu bir şişman” da denemez onun için. Rol için kilosunu koruması gerekiyor ama bir yandan antrenörüyle cardio çalışıyor, düzenli besleniyor.

DİZİNİN SONU VAR
“Kimbilir belki de dizinin sonunda zayıflamış olurum” diyor. Bu arada dizinin yaratıcılarının kafasında bir son varmış, ama sadece üç kişi biliyormuş. Öyle ya da böyle “Lost” bir yere bağlanacak yani…

O güne kadar, oyuncular da şöhretin tadını çıkarmakla meşgul. Mesela Daniel Dae Kim bugünlerde “Yaşayan en seksi adamlar” listelerinde adını görüp gurur duyuyor. Çünkü bugüne kadar hiçbir Asyalı oyuncuya bu unvanın verilmediğini, kendisinin insanların algısını değiştirebildiği için şanslı olduğunu düşünüyor.

“Lord of the Rings”den tanıdığımız ve Charlie Pace rolündeki Dominic Monaghan ise “Lost”un yarattığı son yıldız ama bu durumdan son derece sıkılıyor pozlarında. Ha bire ofluyor ve ağzından laf almak zorlaşıyor. Ama yine de Türkiye’ye yolunun düştüğünü anlatıyor. 19 yaşında, deniz olan bir yere gitmek istiyormuş, Türkiye’yi daha evvel hiç görmemiş ve bir seyahat acentasındaki fotoğrafa vurulmuş. “Çok güzel kızların olduğu, harika bir plaj resmiydi. Hemen oraya gitmek istediğimi söyledim.” Epey bir süre Bodrum ve Ölüdeniz’de takılmış. Çok da beğenmiş. Aradığı kızları bulmuş mu? “Şanslıydım” diyor, “Her ne kadar artık eskisi gibi öyle seks, uyuşturucu, parti düşkünlüğüm kalmasa da.”

“Lost”un Misak-ı Milli sınırları içinde de fanatik hayranları olmasına şaşırıyor…

Diğer oyuncuların da şaşırdığı başka şeyler var… Anlatacaklar da daha bitmedi… Sahi daha üçüncü sezon sırlarına gelemedik… Azzz sonraaaaa…