Lost | Yüz Sekiz | Lost Fan | Lost Forum | Lost Blog | Lost Dizisi

lost dizisi hakkında son haberler, teoriler, bölümler, fotoğraf ve müzikler.. kısacası herşey. Lost dizisi hakkında bilgiler, haberler, teoriler ve medya bölümü bulunuyor. Lost adlı dizinin yapımcıları hakkında bilgiler ve dizi hakkında notlar yer almakta.

Lost genel olarak tüme varım ilkesiyle öyküyü anlatan bir yapıya sahip.Her bölümde resmin bir parçasını bize göstererek ve resmin tamamını görme motivasyonumuzu kullanarak bizi kendine bağlıyor.Bunu yaparken de uzun zaman önce gördüğümüz parçaları unutmamızdan büyük ölçüde faydalanıyor.Bir yandan da öyküye ana konuyla çok da alakası olmayan unsurlar ekleyerek hem hikayeyi uzatıyor hem de kafamızın daha çok karışmasını sağlıyor.Şimdi tüm bu zaman boyunca izlediğimiz, o bununla orda karşılaşmıştı,bu şunu seviyor,o kimden hamile ve bunun gibi detayları bir kenara koyup elimizdekilerle resmin tamamına bakmaya çalışalım.

Bu aşamada karakterlerimizin flashbacklerini ve bu flashbackler bittiğindeki tavırlarını izlediğimizde bu yan etkilere oldukça benzediğini fark ediyoruz.Sadece daha kontrol dışı ve daha az yoğunlar ve biz sadece bir tarafını izliyoruz.Yani izlediğimiz dizideki herkesi 1996’da yaşayan Desmond’un tekrar adaya gelmesi şeklinde düşünebiliriz.Desmond gibi Sawyer,Hugo vs. de bu şekilde dışarıyla iletişim kurmuş olabilir ve geçmişte yaşayan kendilerini adaya çağırmış/getirmiş olabilir.( yada bir başka olasılıkta yaşayan hallerini )Görünen o ki Faraday adayla, Desmond ile 1996 daki karşılaşmasından sonra ilgilenmeye başlamış ve görünen o ki uçak enkazı bulunduğunda bu yüzden ağlamış.Ancak yan etkiler yüzünden olan biteni hatırlamıyor.Bu nedenle oceanic 815’ten kurtulanlar adaya daha önce gelmiş burada ömürlerini doldurmuş ve hatırlamıyor olabilirler.Ve yine bu yan etkiler sayesinde Locke yağmurun zamanını,Desmond Charlie’nin ölümünü,Locke ve mr. Eko’nun aynı rüyayı görerek Yemi’nin uçağının altındaki hatch’i bulmaları,Locke’un mr. Eko’yu ayının mağarasında eliyle koymuş gibi bulması ve hatta Claire kaçırılmadan önce kendi kaçırılmasıyla ilgili rüyayı görmüş olabilir.Sadece Desmond’ un bu tür deneyimleri var gibi düşünüyoruz ama bir çok benzer durum diğer kazazedelerde de mevcut.

1.jpg

Claire kaçırılmış ve geri döndüğünde Desmond gibi kazazede tayfasını hatırlamamıştı.neredeyse aynı cümlelerle sizlerde kimsiniz demişti.Claire kesinlikle Ethan tarafından kaçırıldıktan sonra bir şekilde manyetik alan yada radyasyona maruz kaldı ve geri dönerek kaçırıldığını hatırladı ve bunu Jack’te kendiside rüya sandı.Daha sonra olaylar yaşandı geri geldi ve kendi sabiti yada sabitleri orada olduğu için normale döndü? Ada halkı yaşadıkları mağaralar ve özellikle Charlie hepsi bıraktığı yerdeydi ve hafızası zamanla geri geldi.Claire muhtemelen ufak dozda bir manyetik alana maruz kaldı ve yan etkileri düşük dozlu ve birkaç gün geriye giderek yaşadı.Çok sağlam bir temele dayanmasada Ethan klinikte Claire ile ilgilenirken MR (magnetic resonance ) kullanmış olabilir.Manyetik rezonans jinekolojide sıklıkla ( google’da mr ve jinekoloji kelimelerini arattığınızda onlarca bilgi çıkmaktadır.önemli bir tanı yöntemi olduğu belirtilmektedir )kullanılır.Ayrıca Claire’in adaya gelmeden önceki falcısının geleceği nasıl gördüğünü şimdi anlayabiliyormusunuz?Muhtemelen adamın “sen büyütmelisin,yok yok evlatlık vermelisin hayır sen büyütmelisin” şeklindeki değişimleri de zamanın akışındaki değişiklikler yüzünden olabilir.( falcı muhtemelen hangi tercihin neye yol açacağına kara vermeye çalışıyordu )
Rose’a gelecek olursak;hatırlarsınız ki Rose’un yemeden,içmeden kesilip sadece kumsalda kocasını beklediği dönemde yapılan konuşmada Jack’in Rose’a kocasının ölmüş olduğunu ima ettiği sırada Rose birazda sinirlenerek ”kocamın yaşadığını düşünmüyorum Jack kocamın yaşadığını biliyorum” demişti ve Jack’in verdiği yiyeceğin bir kısmını kocasına vermek üzere cebine koymuştu.Diğer oceanic kurtulanları ve biz seyirciler Rose’un delirdiğini düşünürken aslında delirmemişti.Bu davranışının sebebi olayı bir başka deneyiminde bunu zaten biliyor olmasıydı.Rose kocası Bernard’ın götürdüğü şifacının yerinde ( manyetik ) yada zaten görmüş olduğu kanser tedavisi sırasında radyasyona maruz kalmıştı.Bu nedenle tam olarak farkında olmasada,nedenini bilmesede kocasının yaşadığını biliyordu.

7.jpg

Juliet’in kocasının tamda arzu ettiği gibi bir otobüs altında kalmasını nasıl açıklarsınız?Tabiki Juliet’i adaya getirmek için bu adamdan kurtarmalıyız diyen Benjamin sayesinde…Richard git otobüsü al.Adam tam 13.42’de kaldırımdan yola adım atacak.O adımını attığında 70 km hıza ulaşmış olmalısın.Bunu mu demişti yoksa?Evet beklide tam olarak bunu demişti.Juliet adaya gelmeliydi ve bunun için gerekli düzenleme yapılmalıydı.

3.jpg

Bu da bize bir şeyi daha gösterir;Benjamin ve tayfasının bu yolculukları Desmond gibi rastgele değil istedikleri zaman ve istedileri gibi yapabildiklerini.Bunca zamandır Ben’in adada ve dışarıda güç sahibi olmasının sebebi de bununla açıklanabilir.Adanın elinden alınamaması bu sayede gerçekleşmiş olabilir.Atacağınız her adımı önceden bilen birini nasıl alt edebilirsiniz?Benjamin’in adaya gelenleri daha ilk günden iyiler ve kötüler diye ayırabilmeside bu sayede olmuştur.Hepsinin geçmişte ve gelecekte nasıl olacaklarını/olduklarını zaten biliyor olmasından dolayı.

Arkeolog ve Miles için de aynı yada benzer bir durum olduğunu söylemek yanlış olmaz.Başından beri Miles’ın ölülerle konuşma meselesi oldukça mantıksızdı.Teorime göre Miles’ın konuştuğu ölüler değil,ölmeden önceki zamana yaptığı zihinsel yolculuk sayesinde olan biteni biliyor olmasıdır.Miles’ın flashbacklerinde gördüğümüz yanında gezdirdiği süpürge tipli alette gerekli manyetik alanı yaratıyor olabilir.

4.jpg

Her flashback’ten sonra kahramanlarımız ya gözlerini açtı,ya uyandı,ya hareketsiz dururken yürümeye başladı.Bunları birbirlerine neden anlatmadıkları meselesine gelince birden çok cevap verebiliriz.
1.Desmond’un ilk yaşadığı hatch patlaması olayından sonra kimseye birşey anlatmamasını garipsemiş miydik?Sanırım bu soruya hayır cevabını verirsiniz.Çünkü bize öykü detaylandırılıp,süslenerek anlatılmıştı kabullenmiştik.Des neolup bittiğini bilmiyor anlatırsa deli sanarlar yada işler karmaşıklaşır diye anlatmıyor demiştik.
2.Adada kim neyi birbirine anlattı ki bunu anlatsın?Ancak biri ölürse bir takım olaylar mecburen gün yüzüne çıkıyor.Locke ilk hatch’i anlatmadı,bulduğu uçağı anlatmadı,Kate ve Claire buldukları sağlık istasyonunu anlatmadılar.Locke’un ne yapmaya çalıştığını ise hala anlayamadık.Sawyer duyduğu fısıltıları Sayide anlatacak gibi oldu ama anlatmadı ve daha onlarcası.Yada mesela Claire kabuslarını anlatmaya çalıştı ama sonuçta Jack’in ona “hafif bir sakinleştirici” verme teklifiyle karşılaştı.
3.Bunları gördüklerini,yaşadıklarını kendileri dahi net olarak hatırlamıyor olabilirler.Hatta belkide bunlar geçmişteki kişiliklerinin dışarıda hayatlarını yaşarken oluşturdukları anılar ve olaylar geliştikçe ada halkının bu şekilde gözlerinin önünden geçip anılar yerlerine oturuyor olabilir.Aynı olayı tekrar tekrar yaşadıklarında yaptıkları tercihlerin değişikliğine göre anılar vs. değişiyor olabilir.
4.Bilinç altlarında bir yerde adada dönen olaylar aslında var.Adada yaşananları güç kavgasını ve savaşı bilinç altlarında biliyorlar ve bir adım öne geçmek için sırlar ve kozlar saklıyorlar.Mesela Jack’in mağaralarda bulduğu Adam & Eve’den aldığı siyah beyaz taşları locke görmeden cebine atması ve bir daha görmememiz gibi.Teorime dayanarak Jack bunları Locke’a bir şeyler hatırlatmaması için sakladı.Aslına bakarsanız Adam & Eve tanıdığımız insanlar bile olabilirler.Jack - Juliet belki yada Jack – Kate, Bernard – Rose, Benjamin – Juliet vs. bu tür bir ikili.( benjamin juliet e bu yüden “sen bana aitsin” demiş olabilir mi? )

Neden adadaki herkes bunları yaşamıyor?
Şunu söyleyebiliriz belkide onlar henüz böyle bir manyetik şok yaşamadılar.Hatta şunuda eklemekte fayda olabilir.Locke ilk hatch’i bulduğunda ve kapağını açma denemeleri sırasında bacaklarında tekrar sorunlar olmuş ve Boone onu bir müddet taşımak zorunda kalmıştı.Belkide hatch’in barındırdığı manyetik güç bir süre için Locke’un sakat olduğu geçmişteki anılarını canlandırmış olabilir.Bu durum bir süre sonra ortadan kalkmıştı.

Sadece bu şekilde bir bağlantı diziyle ilgili başından beri düşündüklerimi destekler.
Şöyleki; en başından beri Sawyer ve Kate’in şelalede yüzerlerken polisin çantasını bulma sahnelerinde koltukta oturan kişilerin zaten Kate ve polis olduklarını düşünüyor olmam gibi…Resme bu açıdan baktığınızda tezimi haklı bulabilirsiniz.

5.jpg
Koltukta bariz şekilde tek tip kıyafet giymiş bir kadın ve onun kolunu hala tutan takım elbiseli bir adam var.Ayrıca bir polis içi silah dolu bir çantayı başka bir yolcunun koltuğunun altına koyar mı bilmiyorum.Buldukları bir başka tekrarda adaya düşmüş olan Kate ve polis.Aslına bakarsanız çanta bir başka tekrardan ama onu açtıkları ve polisin cüzdanından aldıkları anahtar son tekrardan olabilir.

Hamilelik ile ilgili sorunlarda bundan kaynaklanıyor olabilir.Adada hamile kalan kadınlar çocuk doğuramıyor çünkü adaya gelen zihinleri hamile değil ve zihinleri/beyinleri bunu kaldıramıyor.Adaya hamile olarak gelenler ise her iki durumda da hamile oldukları için sorun yaşamıyorlar.Hadi biraz daha açık ifade edelim;Desmond’un bir kadın olduğunu ve gemideki yani 2004’teki halinin hamile olduğunu düşünün,şu an yaşadıkları bile beyninin burnundan gelmesine neden oluyorken bir de hamile olduğunu görse ne olur?Belkide Rose ve Locke’un iyileşmesi de buna bağlanabilir.Locke önceki tekrarda adaya düştüğünde babası tarafından camdan itilmemişti ve fiziksel bir sorunu yok.Adaya şimdiki zamanda gelen Locke ise sakat ancak adaya gelişi Desmond gibi zihinsel olduğu için sakatlık göstermiyor.Benjamin “adayla çok iyi uyum sağlamış gözüküyorsun” derken bunu kastediyor olabilir.Eski bedenin ve yeni zihnin uyum sağladı demek istiyor olmalı.Lock bu nedenle adadan ayrılınmaması için elinden geleni yapıyor çünkü adadan dönmek demek tekerlekli sandalye demek…( bilinçli yada değil )

Locke’un sabitinin babası olması , Benjamin’in onu öldürme konusunda ısrar etmesini açıklar.”Sabitinden kurtul ve adanın adamı ol” demenin bir başka yolu değil midir bu?Hatta Richard Locke’a yardım ederek babasını Sawyer’a öldürtmüş ve böylece iki sabiti ortadan kaldırmıştır.Benjamin’in gerçek hayatla ve ada dışıyla bağlantıyı koparma çabasına gayet uyan bir hareket.

6.jpg
Desmond’un ve George’un başına gelen hastalık Rousseau’nun ilk bölümlerde bahsettiği hastalık mıdır?Hatırlarsanız “gemideki herkesi öldürdüm çünkü onlar hastalanmıştı” demişti.
Ve Rousseau kendi sabiti olan kızı Alex sayesinde hayatta kalmış olabilir.Sonuçta Alex zaten adadadır.

Bir sonuca varmak gerekirse;Desmond şu anda zihinsel olarak iki zaman arasında gidip geliyor gibi gözüküyor.Peki Faraday’ın Desmond’u 1996’da üniversiteye yönlendirmesi gibi Desmond 1996’daki kendisini adaya getirirse ne olur?1996’da adaya gelmiş ama 2004 yılındaki ada halkıyla mı buluşmuş olur yoksa onların adaya düşmesi için 8 yıl beklemesi mi gerekir? ( bu arada 3 yıl bir düğmeye basar ve zaman geçip gider )2004 yılındaki halk yani izlediğimiz uçakla düşen grup bunu belirli aralıklarla tekrar ediyorsa ne olur?Aynı grupla ve benzer şartlarda mı karşılaşır?Daha önemlisi adada 2 tanemi Desmond olur.( dizi dışında yayınlanan ve ortaya aniden çıkan sırtında aynı numara olan tavşanların olduğu video bu konuda ip uçları veriyor ) Ve bu şartlar altında düşünüldüğünde Benjamin adadan kimsenin çıkmasını ve dışarıyla iletişim kurmasını istememekle iyi adam mı olur kötü adamı? ( Ayrıca iyi kötü göreceli bir kavramdır Benjamin kendinden daha kötü bir adamın yanında daha iyi görünebilir )

Flashforward’da Jack’in babasından ölmüş gibi bahsedilmeme sebebide aynı kapıya çıkar.Eğer Jack adadan kurtulduğunda adaya düşme gününden sadece birkaç gün öncesine bile döndüyse babasını kurtarmış ve ada dışındaki hayatta yeni bir gerçeklik yaratmış olabilir.
Yada daha iyi bir örnek vermek gerekirse sonraki bir bölümde Jack ve Desmond yaşananları paylaşırlarsa yani Jack durumu bilirse “tekrar yan etkiyi yaşadığında babama git ve Avustralya’ya gitmemesini söyle sana inanmazsa Claire ile kardeş olduğumu bildiğimi söyle sana inanacaktır” der.( Jack’in kardeş konusunu henüz bilmediğini biliyorum sadece bir örnek )
Benjamin beklide bu şekilde gidiş gelişler yaparak ada dışında güçlü paralı ve önemli biri olmuştur.Adaya gelenleri gelmeden önce öğrenebilmektedir ve kendisini yok etmek için gelen bir gemiye bir casus yerleştirebilmiştir.Hatta belkide Hugo bu sayede lotoda büyük ikramiye kazanmıştır…

Kesinlikle bu gücü bilinçli kullanabilen birileri olmalı.Şunu düşünün Desmond ve Faraday daha ilk deneyimlerinde hemen organize oldular ve “şuraya git beni bul,şunu söyle,Penny’yi ara” diye olaylara giriştiler.Bu adada bir geçmiş bir tarih varsa bu işlerle birileri günlerce aylarca yıllarca uğraşmış demektir ve çok daha profesyonel olmuşlardır bu sürede.

DAHA DA İLERİYE GİDERSEK…
Şimdi düşünün gemideki Desmond ölürse ne olur?Bence birşey olmaz 1996’daki Desmond herşeyi baştan yaşar ve bu defa ölmez.Eğer Desmond 1996 ile iletişim kurabiliyor ve olayları böyle etkileyebiliyorsa benim teorime göre Jack’in babası kesinlikle hayatta.Böyle bir güce sahip olan Jack’in babasını ölümden kurtarması hiç acayip olmaz.Ve bu yüzden Jack Kate’e “geri dönmeliyiz Kate” diyor.Adanın havası romatizmasına iyi geldiği için değil.Olan olmuş biten bitmiş geri dönsen ne olur?Şu olur:BAŞTAN VE DOĞRU BİR ŞEKİLDE YAŞARSIN!

2.jpg

Buradan yola çıkarak Desmond ve Jack arasındaki stadyum diyaloğu gelişir.
Jack:Onu iyileştiremedim.
Desmond:Beklide iyileştirmişsindir.
Son olarak “bir başka hayatta görüşmek üzere”.Bir insan neden veda ederken bu cümleyi kurar? bir başka tekrarda karşılaşacakları için yada bunu temenni ettiği için.
Dünyada kaç adam ölmeden önce okumak için bir kitap saklar?Bana göre sadece öleceği zamanı bilen biri…

8.jpg

Su altındaki istasyona yıllar önce bir şarkının melodisini şifre olarak giren müzisyen sizce kimdir?Adamızda kaç müzisyen var?Desmond’un yine bu istasyonu kapamak için Charlie’yi yönlendirmesi tesadüf müdür?Adada yaşayan tüm halkın 150 kişi olduğunu düşünelim Charlie dışında biri bu şifreyi bulabilir miydi?Onun oraya inmesi tesadüf müydü?Hatta çocukluğunda sudan korkan birinin zorla yüzme öğrenmesi ve bunun bize dizide izletilmesi tesadüf müydü? Charlie’nin rüyasında kendisine annesi tarafından piano hediye edildiğinde kardeşinin ‘çal babybrother çal ve bizi kurtar’ demesi?Ya Locke’un 1. sezon boyunca savunduğu tesadüf yoktur,kader vardır ilkesi?

9.jpg

10.jpg

Geçmiş bölümlerde sadece ayaklarını gördüğümüz yanlarında bir oyuncak ayıyı sürükleyerek yürüyen bir de çocuğun olduğu bir grup vardı.Yüzlerini hiç görmedik hatırladınız mı?İşte onlar bizim oceanic kurtulanları yada tapınağa doğru yola çıkan Richard vs. topluluğu yani Benjamin’in eski kabilesi olabilir.Hatırlarsanız kuyruk kısmından kurtulan iki küçük kardeş kafeste olduğu dönemde Jack’i ziyarate gelmişti ve oyuncak ayı ellerindeydi.Adanın bir başka köşesinde kötü koşullarda yaşıyorlar ve video daki tavşanlar gibi jack’i ziyaret eden çocuklarla yan yana gelmemeliler.Yüzlerinin gösterilmemesinin kesinlikle bir amacı var ve bu amaç bizim onları zaten tanıyor olmamız.Şimdiye kadar yüzü bize gösterilmeyen 2 şey var biri bu grup ve diğeride Jacob.Bence ikisini de tanıyoruz.Bkz. 3 ve 4 numaralı resimler.

11.jpg

Benjamin ve Richard gibi adamlar bütün bunların zaten farkında olan adamlar.Richard bu nedenle gençliğini koruyabiliyor.Miyadını dolduran Richard bir sonraki tekrarda yenisinin gelmesiyle yerini ona bırakıyor.Benjamin’le tanışırken izlediğimiz eski tarz kıyafetleri olan Richard şimdiki zamanda izlediğimiz Richard değil.Ama aynı zamanda onun ta kendisi.

Hatch’teki düğme bu zaman kayması olan adaya kontrollü bir şekilde ulaşılmasını sağlıyordu belkide.Biriken manyetik alanın Desmond’a yaptığı gibi olumsuz sonuçlar doğurmasını engelliyordu ve stabil tutuyordu.Mücevherci teyzenin dediği doğruydu düğmeye basılmazsa dünyanın sonu gelecek çünkü zamanlar arasında gidip gelebilen Desmond gibi adamlar her defasında bir başka şeyi değiştirecek ve kaosa sebep olacaktı.Hatta teyzemizde bu yan etkileri yaşadığı için olacakları biliyordu.Teyzemizin yakasındaki çember şeklindeki ejderha motifi tekrar eden bu zaman çemberine iyi bir gönderme bence.Ouroboros adlı bu mitolojik kuyruğu ağzında yılan figürü yeniden doğuşu, sonsuz döngüyü simgeler.

12.jpg

PEKİ ADADA ZAMAN NASIL İŞLİYOR?

Adada zaman şu anda düşündüğümüzden farklı işliyor olmalı.Dizide şimdiye kadar ada ortamında sadece Benjamin’in odasında saat gördük.Bu saatte çekim hatası yada değil olması gerektiği gibi değildi.Bir sahnede örnek olarak 2.35’ken 5 sn sonraki sahnede 2.15’ti.
Jack,Sun’ın vurduğu kadını ameliyat ederken kadının öldüğü sahnede duvara bakıp “ölüm saatiii… “deyip kaldı çünkü orda bile bir saat yoktu..Ki neredeyse bu tür cerrahi odalarında standart gibi bir şeydir.Onlarca insan gördük hiç birinde kol saati hatırlamıyorum.Evet Jin’in Rolex’i ve Michael ile kavgaları gözümüze sokuldu.Belkide durumu farketmemiz için..Ki orada bile Michael “burada ne işime yarayacak” gibi bir cümle sarfetmişti.Belki hamilelik bu konuylada bağlantılı olabilir.Hamile kadınlar ikinci 3 aylık periyotta ölüyorlar.belkide düğme adayı 108 günlük tekrarlar içinde tutuyordu.bu nedenle kadınlar asla 109 uncu günü göremedikleri için öldüler. Hamilelik konusuyla ilgili bir düşüncem de adada zamanın akışıyla ilgili.Adada zamanın belirli aralıklarla başa döndüğünü bir tekrar içinde olduğunu düşünüyorum.Bu nedenle hamile kadınlar bu döngüyü tamamlayamayıp ölüyor olabilir.Dikkatinizi çekmek isterim ki doğum yapamayanlar sadace insanlar.Lock’un av mecaralarında domuz yavruları gözümüze sokulmuştu.Burdan yola çıkarak adada tekrar süresinin insan gebelik süresinden kısa olduğunu ama mesela domuzlar için yeterli olduğu düşünülebilir.Hydra istasyonundaki yunus balina vs deneyleri Benjamin iktidarı ele geçirmeden önce memeliler üzerinde yapılan yapılan gebelik deneyleri olabilir.Yunus ve balina insana yakın gebelik sürelerine sahiptir.Adada gördüğümüz canlıların gebelik süreleri aşağıdadır.

İnsan(268-280 Gün (9 Ay 10 Gün )
Domuz(119-130 Gün (4 Ay )
Ayı(180-187 Gün (6 Ay)
Tavşan(28-33 Gün (4 Hafta)
Balina Yunus (330-365 Gün (11-12 Ay)

Bu 108 günlük periyod benjamin’in adayı kontrol altında tutmasını ve korumasını kolaylaştırıyordu.Tüm zaman akışı değil 108 günlük bir süre içinde adaya göz kulak olması gerekiyordu.Ancak Benjamin ’in hatch’te tutsakken Lock’u düğmeye basmama konusunda motive etmeye çalışması “basmadım ama hiçbir şey olmadı” demesi bununla tezat oluşturmaktadır.Ayrıca sayılara bu tür anlamlar yüklemek yerine olaya şu açıdanda bakabiliriz.Örneğin tuşa basma işlemi 4 8 15 16 23 ve 42 nolu istasyonlarda bir işlemin başlamasını yada bitmesini sağlıyor olabilir.Bu işlem çok önemli olabileceği gibi çok basit bir şeyide ifade ediyor olabilir.

BUNCA OLAY MANYETİK ETKİYE BAĞLANABİLİR Mİ?
Evet bağlanabilir.detaylara inersek;operasyon odasında elektroşok yoktu.Jack sormuş ve olmadığı için kalp masajını elle yapmıştı.
Claire’in Kate’e söylediği “bu kadar valizin içinde bir tane bile tarak yok” cümlesi dikkat çekiciydi.elektroşok ani yüklemelerden kaçınmak için mevcut değil belkide.Taraklar ise çok küçükte olsa saça sürtüldüğünde yarattığı statik elektrik nedeniyle ortada yok.Yerleşim yerini korurken bile manyetik kalkan kurulmuş?Bu örneklerde bize manyetik alanla ilgili bir takım önlemler alındığını kanıtlar.
BENJAMIN’İN İNSANLARA PSİKOLOJİK ETKİSİ?
Bildiğimiz üzere Alex Locke’a “o kendi fikirlerini senin fikrin gibi göstermeye çalışır” demişti.Yani genellikle yaptırmak istediklerini denklemi tersten kurarak yaptırıyor.Denizaltıyı patlatma olayında Locke’un deniz altıyı tehdit olarak görmesini istemiş ve patlatmasını sağlamıştı ancak denizaltı Locke’tan çok Benjamin için bir sorundu.Jack ve Juliet’i adadan göndermemesi gerektiği halde verdiği söz nedeniyle arada kalmıştı ve bir çözüm arıyordu. ( ek olarak lock’un deniz altıya kupkuru girip sırılsıklam ıslak çıkması şiddetle o deniz altının patlamadığı hissini veriyor bana.sanki deniz altıyı değilde sadece iskelenin uç kısmını bombalamış gibi )
Juliet’in araştırmayı bırakıp dönmesinin Benjamin için sorun olduğu bir başka olayda ise farklı bir yol izlemişti.Juliet’in fiyatı para pul değil ablasıydı.Bu durumda en mantıklı şey Juliet’e bunu vermekti.Ama adadan çıkmadan Juliet’e bunu nasıl verebilirdi.Tabiki Türk atasözüyle;eşşeği önce kaybettirip sonra buldurarak.Önce Juliet’e ablasını tekrar kanser oldu gösterip sonrada tedavi sözü vererek.Bu aşamada teoriyede bakarak “nasıl iyileştirmiş ve bunu günü gününe tutturarak” diyebilirsiniz. Bende size ablasının kanseri tekrar etmemiş olabilir.Juliet’e bu yönde bir rapor sunar sonrada zaten iyi olan halini gösterir diyorum.Kaldı ki Juliet’e gösterdiği raporda cinsiyet kısmında “male” yazıyordu.
Yada ada dışındaki gerçekliklerden herhangi birinde Juliet in kardeşi hasta bile olmayabilir.

13.jpg

Tüm bunları ele aldığımızda ben dizinin büyük ihtimalle şu şekilde bir sona varacağını düşünüyorum.Jacob ve yüzleri gizlenen insanların yüzlerini görürüz ve zaten onların tanıdığımız kişiler olduğunu anlarız.Parçaların yerine oturduğu bu bunu yapmıştı,şu sebepten yapmıştı şeklinde bir gösterimin olduğu bir son bölüm izleriz.ve son bölümde muhtemelen ( döngünün bozulmasını başaramazlarsa ) Jack tekrar adaya düşer ve koşarak yapması gerekeni yapmaya başlar.Ve nihayet resmin tamamını görürüz.

Sebep kuantum mekaniğinin belirsizlik ilkesidir,paralel işleyen zamanlardır, zamanda yolculuktur ( fiziksel yada zihinsel ), Laplace’ın Şeytanı yada başka bir şeydir ancak sonuç ortadadır.Yapımcılar bize her şeyi bilimsel ve fiziksel olarak açıklayacaklarını söylediler doğrudur ama sadece klasik bilim ve fiziği değil.faraday kafesi,manyetik alanlar vs( klasik fizik ) ve parçacık/dalga teorisi,belirsizlik ilkesi, çift yarık deneyi, Schrödinger’in kedisi,dolanıklık,nedensellik gibi ( modern fizik ) teorileride kullanarak. Bu nedenlede filmin başından sonuna soyadlar ve isimler bunlara gönderme olarak kullanılmıştır.
John Lock ( filozof )
David Hume ( filozof) Desmond
Jean Jacques Rousseau ( Fransız filozof, yazar, politika teorisyeni )
Michael Faraday (İngiliz fizik ve kimya bilgini )
Stephen Hawking ( Fizik prof. ) mrs Hawking
Edmund Burke ( Filozof ) juliet
mikhail alexadrovich bakunin (rus filozof, devrimci, anarsist )
richard alpert (1963 yilinda insanlar uzerinde pshychadelic uyusturcular uzerine deney yaptigi gerekcesiyle harvard’tan atilmist profesör )
Tempest (Elektromanyetik Dinleme) (Telecommunications Electronics Material Protected From Emanating Spurious Transmissions )
Black Rock ( keşfedilen ilk manyetik maddeye verilen isim )

bir dk için kim öldü kim sağ mezar taşı kimin gibi konuları bir kenara koyup şu sorulara kendi kendinize cevap vermenizi rica ediyorum.
1 bir şeyin aynı anda farklı yerlerde olması mümkünmüdür?
2 bir bozuk parayı havaya attığınızı düşünün.paranın ağırlığı,rüzgarin şiddeti,atış hızınız,atış açınız,yanınızdaki arkadaşınızın bu sırada kolunun size çarpıp çarpmayacağı,elinizle para arasındaki mesafe vs vs bunun gibi tüm faktörleri önceden bilirseniz her defasında ve doğru olarak paranın yazımı turamı geleceğini bilebilirmisiniz?
3 her şeyi her defasında aynı yaptığınız bir deney düşünün.bu deney siz gözlemlediğinizde farklı gözlemlemediğinizde farklı biçimde gerçekleşir mi?
4 hatta bir insan aynı anda hem canlı hem de ölü olabilir mi?
5 çok hızlı hareket eden bir uçaktaki ben ile yerde sabit duran senin kolumuzdaki saatler ben durup yanına geldiğimde farklımı çıkar aynımı?yada çok hızlı hareket eden cismin boyu hareketsiz olana kıyasla değişir mi?
6 iki madde birbirinden çok uzaktan hatta mesafeden bağımsız olarak birbiriyle iletişim kurabilir mi?
bu sorulardan kaçına evet cevabı verdiniz?1 mi? hiç mi?
bu soruların bir kısmının dizininde konusu olduğunu fark etmişsinizdir.hatta michael ve walt tutsak olduğu sırada zenci bir kadın michael’a bu soruyu bizzat sormuştu.”walt’u hiç olmaması gereken bir yerde gördünüz mü?” ( birinci soru )
düğmeye basılan hatch in başka bir hatch te habersizce izleniyor ve notlar alınıyor olması ( üçüncü soru )
charlie,jack in babası,yemi vs? ( dördüncü soru )
benjamin in olaya hakimiyet durumu ( ikinci soru )
juliet le dialoğa giren psikolog teyze ( altıncı soru )
olabilirmi? olabilir gibi duruyor.
dizide ve gerçek hayatta bize imkansız gibi gelen bu soruların birçoğunun cevabı modern fizik teorilerinde evettir.yapımcılar tüm sorularımıza bilimsel cevaplar alacağımızı söylemişti değil mi?evet alacağız ama çoğu hepimizin okuduğu klasik fizik değil modern fizik kuramlarıyla olacak.
sırasıyla yazayım
1 Belirsizlik ilkesi
2 Laplace’ın şeytanı
3 Gözlemci-gözlenen bütünlüğü ve çift yarık deneyi
4 Schrödinger’in kedisi
5 Genel görelilik
6 Dolanıklık

Dizideki tüm olaylara açıklama bulabildiğimiz tek kanal parçacık fiziği’dir.yukarıdaki saydıklarımız ve maddenin hafızası,mesafenin ve zamanın uzayıp kısalması,gözleyenin gözleneni etkilemesi gibi birçok konu siyah dumandan geçmişe yolculuklara,faraday’ın “ışık burada doğru yayılmıyor sanki” sözünden adada gördükleri Yemi yada siyah at gibi görüntülere kadar her şeyi açıklayacaktır.Benjamin Linus’un evrenin ortak bilincine ulaşan Laplace’ın Şeytanı ilan edilmesi dizinin sonunda şaşırtıcı olmaz.

Yazının başından sonuna kadar hiçbir suretle Ahmet hanso 1572 de gemiyle dolaşırken adayı bulmuştur sonra halasının oğlu Mehmet hanso geminin ahşap kısımlarını mangal yapmak için kullanmış ve adada edindiği bilgilerle Hanso vakfını kurmuştur gibi öykülendirmeler yapılmamıştır.Yazının başındada belirttiğim gibi yazının asıl amacı öyküden uzaklaşıp resmin tamamına genel bir bakış atmaktır.Sorulara cevap vermek yerine yeni sorular sormaktır.Yazının okunabilir uzunluta kalması için yukarıda sözü geçen fizik kuramları uzun uzun açıklanmamıştır ancak internette anahtar kelime olarak kullanıp arattığınızda ihtiyacınız olan bilgilere ulaşabilirsiniz.Nasıl biterse bitsin yada tüm teorilerin yanlış olduğu da ortaya çıksa birçoğumuz için dizi hayatımızın en uzun soluklu bulmacası haline gelmiştir ve sadece bu açıdan da olsa eğlencelidir.



Tüm dünyayı kasıp kavuran Lost, her yeni bölümünde daha fazla soruyla bizi meşgul ediyor. Binlerce sitede, forumda dizinin ne anlatmaya çalıştığına ve sonunun nasıl olacağına dair teoriler tartışılmakta. Dizinin bu kadar büyük bir ilgiyi üzerinde toplamasının sebebi, her bölümde kafalarda birçok soru işareti bırakması ve daima cevaptan daha çok soru barındırması. Dizinin ilk bölümlerinde kafamızı kurcalayan “Acaba kurtulacaklar mı?” ya da “Adada bizimkilerden önce yaşayan kişiler ne oldu da adaya düştüler?” vb. sorular, yerlerini çok daha derin ve deştikçe karmaşıklaşan sorulara bıraktı. Sizin için Lost’un en önemli yedi sorusunun cevaplarını bulduk.
NOT:Bu yazı cevaplanmamış sorular hakkında teoriler içerir…(4.Sezona kadar izlemiş olsanızda spoiler)

Kaynak: Sertaç Akkan / BYTE Türkiye - www.byte.com.tr


Desmond geleceği nasıl görüyor?
Bu konu hakkındaki en gerçekçi teori şöyle: Desmond’ın dünyayı kurtarma umuduyla üç yıl boyunca girdiği numaraların (4, 8, 15, 16, 23, 42) amacı zamanın aynı hızda akmadığı, benzer olayların yaşandığı ve aynı kişilerin yer aldığı birbirine paralel evrenler arası geçişi engellemek. Yani adada izlediğimiz hayat devam ederken, kahramanlarımızın adaya hiç düşmediği başka bir hayat da devam ediyor. Hatırlarsanız Desmond ambar dostu Kelvin’i öldürdükten sonra sayıları bilgisayara girmekte gecikmişti ve ikinci sezonun son bölümünde öğrendiğimiz üzere bu gecikme, Oceanic 815’in adaya düşmesine sebep olmuştu. Engellemenin kalktığı bir an, sistemin bir anlığına çalışmaması paralel evrenler arası kapıyı araladı. Sayıların girilmediği ikinci durumda ise Desmond, ambar patlamadan hemen önce acil durum anahtarını çevirmiş ve geçmişe yolculuk yapmıştı. Bulunduğu geçmişte Charlie ile karşılaşmış ancak Charlie onu tanımamıştı. Desmond barda Jimmy Lennon’ı dövmeye gelen adam tarafından kafasına vurularak bayılmış ve kendini adada çıplak bir biçimde uzanır bulmuştu.

  • Desmond’un geleceğe dair gördüğünü sandığı sahneler, ayrı evrenlerde bizzat yaşadıklarından başka bir şey değil.

    Teoriye göre Desmond, paralel evrenler arasında defalarca gidip geldi ve bizim geleceği gördüğünü sandığımız Charlie’nin öldüğü anları aslında ayrı ayrı evrenlerde yaşadı. Başlarda hatırladığı olayların gerçekliğini fark etmedi. Mesela John Locke’un Jack, Kate ve Sawyer’ı kurtarmaya gideceğini belirttiği konuşmadan Hurley’e bahsederken olayı gerçekten yaşanmış ve olup bitmiş gibi yansıttı. Çünkü kendisi de bu anın henüz gerçekleşmediğini bilmiyordu. Desmond paralel evrenleri dengede tutan ambarın patlamasıyla zamanlar arasında geçişler yaşadı. Yani aslında onun geleceği gördüğünü sandığı anlar geçmişten başkası değil. Biraz daha geriye gidelim! Hatırlarsanız Jack ve Desmond, Jack’in eşinin başarı şansı mucize olarak görülen ameliyatından hemen sonra stadyumda koşu yaparken karşılaşmışlardı ve Desmond sanki olacakları önceden biliyormuş gibi Jack’e bir mucizenin gerçekleşebileceğini söylemişti. Bu, kesinlikle bir moral verme denemesi değildi. Desmond bu anı da önceden yaşamıştı ve ameliyat sonucunu biliyordu ancak bunun farkında değildi. Zaten yıllar önce karşılamış ve dış görünüşleri oldukça değişmiş iki insanın birbirlerini adadaki ambarda ilk gördükleri anda ‘’Hey! Sen?!’’ demeleri de bu durumu doğruluyor. Desmond’ın Jack’e hem stadyumdan ayrılırken hem de ambarın patlayacağı düşüncesiyle kaçarken “Bir başka hayatta görüşürüz…” demesi ise teorimizi doğrulayan bir başka öğe.
    Benjamin Linus ve Isabelle’in önemi ne?
    Küçük bir çocukken babasının elinde adaya geldiğini bildiğimiz Benjamin, iyi planlanmış bir organizasyonla babası da dâhil tüm Dharma üyelerini öldürerek Dharma’dan önce adada var olan Richard ve arkadaşlarıyla adanın egemenliğini ele geçirmiştir. Buradan şu çıkarılabilir: Benjamin, adanın bazı güçlerini fark ederek bunları kendi kontrolü altına almak istedi ve bunu başardı. Peki, adadan hiç ayrılmadan büyüyen Benjamin, adadaki tüm Dharma üyelerini öldürdükten sonra adanın gücü ve adadaki kadınların doğurganlığı ile ilgili araştırmalar yapmak ve bu araştırmalar için kurduğu ekibin maaşlarını ödemek için gerekli parayı nereden ve nasıl buldu?

  • Benjamin’in küçüklüğü bile bize gelecekte neler yapabileceği hakkında fikir veriyordu.

  • Isabel

    İpucu bize dördüncü sezonda sunuldu. Hatırlarsanız adaya Naomi’nin ardından gelen dört kişilik ekibin elinde Benjamin’in ada dışında çekilmiş bir fotoğrafı var ve ekibin asli görevi onu ele geçirmek. Benjamin’in farklı gruplarla bazı finansal anlaşmalar yaptığı ve adayla ilgilenen zengin bir finansör bulduğu çok açık. Jack’in diğerlerinin elinde tutsak olduğu bölümlerde dövmesinin anlamını ona okuyan Isabelle ise çok büyük ihtimalle Benjamin ile bu grup arasındaki bağlantıdan sorumlu olan kişi. Üçüncü sezonda Jack’e Benjamin’i ameliyat ederken onu öldürmesini söyleyen Juliet’in bu sebeple yargılanması sırasında Benjamin’in Juliet’in cezasını hafifletebilmesi ve Isabelle’in buna müdahale edememesi bize bu ikilinin adadaki hiyerarşisinde Benjamin’in Isabelle’den daha üstte olduğunu gösteriyor. Ancak mutlaka ada dışında bir yerlerde daha etkili birileri var. Bu kişinin Desmond’un sevgilisi Penny’nin babası Charles Widmore veya Jack’in babası Christian Sheppard olması çok büyük ihtimal.
    Desmond ve Penny’nin fotoğrafının sırrı ne?
    “Flashes before your eyes” bölümünde Penny ve Desmond’un ayrılmadan birkaç dakika önce yat manzaralı bir fotoğraf çektirdiğini gördük. Bu fotoğrafı muhtelif bölümlerde hem Desmond’un elinde hem de Penny’nin yatağının başucunda çerçevelenmiş olarak tekrar görüyoruz. İşin ilginç yanı çekildikten sonra fotoğrafı Desmond alıyor ve fotoğrafa baktıktan sonra Penny’ye ayrılmak istediğini söylüyor. İşte bu noktada ilk teorimiz yani paralel evrenlerin varlığı ve farklı zamanlarda farklı şeylerin birbirinden bağımsız olarak yaşandığı bir kez daha doğrulanıyor. Çünkü birkaç saniye içinde gerçekleşen bir ayrılık esnasında fotoğraf kopyalanmadığına ya da çoğaltılmadığına göre izlediğimiz görüntüler farklı evrenlerden.

  • Dizi boyunca farklı şekilde, farklı pozlarla çekilmiş üç Desmond-Penny fotoğrafı görüyoruz. Hepsi ayrı evrenlerde…

    Bir evrende fotoğraf Penny’de kalırken bir diğer evrende Desmond’un çantasında adaya gidiyor. Zaten dizi, boyunca gördüğümüz bu fotoğrafa dikkatli bakarsanız her görünüşünde ufak tefek farklılıklar olduğunu anlarsınız. Naomi’nin paraşütle adaya indiği bölümde kitabının arasında bu resmi tekrar görmemiz de meşhur adamızın evrenlerin çakışma noktasında olduğunun en büyük kanıtlarından bir diğeri. Penny’nin Charlie boğulmadan hemen önce onunla yaptığı konuşmada Naomi’yi tanımadığını söylemesine rağmen esmer güzelimizin adaya elinde Desmond ve Penny’nin fotoğrafıyla inmesi işin içinde Penny’nin babasının parmağı olduğu ihtimalini kuvvetlendiriyor. Ambarın patladığı sırada kutuplarda araştırma yapan bir ekibin doğrudan Penny’yi arayarak haber vermesi ise Penny’nin amaçsız bir biçimde Desmond’un değil Desmond’un var olduğu meşhur adamızı aradığını bize gösteriyor. Söylediğimiz gibi, tüm bunlar paralel evren teorisini güçlendirirken bir önceki soruda değindiğimiz üst düzey kişinin Penny’nin babası Charles Widmore olma ihtimalini de arttırıyor. Dikkatli seyirciler fark etmişlerdir ki Desmond’ın Charles Widmore ile görüşmeye gittiği sahnede duvarda bir kutup ayısının ve ambarlarda ortaya çıkan videolarda gördüğümüz uzak doğulu Dharma üyesinin konuşmasını kapatırken kullandığı “namaste” kelimesinin tersten yazılmış hali resmedilmişti.
    Jacob kim?

  • Benjamin ve Locke kulübesini ziyaret ettiğinde yalnızca birkaç kareliğine görünen Jacob silueti büyük heyecan yaratmıştı.

    Hakkında hiçbir somut bilgi verilmeyen Jacob’ın adamızda kesişen ve düzenleri bozulan paralel evrenler arasında sıkışıp kalmış birisi olduğu, bu sayede ölümsüz hale geldiği, çok uzun süredir adada bulunduğu ve adanın gizemi hakkında en fazla bilgi sahibi olan kişi olduğu ve belki de Black Rock gemisinin kaptanı olduğu düşünülüyor. Ben’in Jacob’ı görmesi, Locke’un ise duyması ise herkesin Jacob ile farklı evrenler üzerinden bağlantı kurabildiğini gösteriyor. Jacob’ın paralel evrenlerin bozulduğu aralıkta bulunması ve bu düzensizliği düzeltebilecek müdahaleyi yapabilecek tek kişi olmasını sağlıyor ve herkesin ona duyduğu sonsuz saygıyı, bağlılığı ve muhtaçlığı açıklıyor. Bu noktada şunu da hatırlatalım: Adaya inen dört kişilik ekipte yer alan fizikçi Faraday’ın adaya gelir gelmez “Burada ışık çok farklı yayılıyor. Sanki doğal değil…” demesi, adadaki paralel evren düzensizliğine ve kesişmesine yapılmış büyük bir gönderme.
    Siyah Dumanın sırrı ne?
    Adadaki dev ayak heykellerinden, Dharma öncesinde de burada yaşayan ve iyi ya da kötü bir işler çeviren uygarlıkların olduğu gözümüze sokuluyor. İşte tam bu noktada senaristlerden Carlton Cuse tarafından da doğrulanan bir Black Smoke tanımlamasına değinmeliyiz: Cerberus! Cerberus, mitolojik zamanlardan kalma bir yaratık. Üç kafalı ve siyah renkli bu yaratık, inanışa göre ruhların yer altındaki dünyaya girmelerini engellemek için bekçilik yapıyor. Adadaki siyah dumanın yeryüzünü patlatarak ve delikler açarak ilerlemesi, hatta bir bölümde Locke’u açtığı bu deliklerden birinin içine çekmeye çalışması da bu benzetmeyi şaşırtıcı bir biçimde doğruluyor.

  • Ne dersiniz, sizce siyah duman adanın sırlarının koruyucusu mu yoksa Dharma’nın bir başka araştırması mı?

    Ancak Damon Lindelof, bu ismin siyah dumana Dharma tarafından aradaki benzerlik sebebiyle takılmış olabileceğini de söyleyerek kafaları iyice karıştırıyor. Çok büyük ihtimalle siyah duman, ambarlardan birinden kontrol edilebilen ve adada üretilmiş olan bir “zihin tarayıcı” teknoloji. Duman, kişilerin zihinlerini ve planlarını tarayarak tehlike gördüğünde oracıkta infazı gerçekleştirebilecek yeteneğe sahip. İlerlerken çıkarttığı yapay sesler, Locke’u öldürmek yerine yer altına canlı olarak çekmek istemesi, Eko’yu bazı işleri hallettikten sonra ortadan kaldırması ve uçağın pilotunu daha ilk günden sorgusuz sualsiz vahşice öldürmesi, tüm bunları doğrular nitelikte. Siyah dumanın Dharma tarafından üretilmiş olması ve adada yaşayan yerlilere karşı kullanılmak üzere görevlendirilmesi, ancak Dharma üyelerinin zihinlerini tarayarak olası bir karışıklığa sebep vermemesi için koruma dalgalarıyla çevrili çitlerle ona karşı bir önlem alınmış olması da ihtimaller arasında.

    Çöldeki kutup ayısının sırrı ne?
    Yeni sezonun ikinci bölümünde dizinin kadrosuna dâhil olan ve paraşütle adaya atlayan Charlotte Lewis bir antropolog. Tunus’taki arkeolojik kazıyı rüşvet vererek inceleyen Charlotte, çölün ortasındaki kutup ayısı iskeletini gördüğü anda sanki yerini biliyormuş gibi iskeletten Dharma logolu tasmayı çıkartıyor ve o anda gözlerinden heyecan ve mutluluk fışkırıyor. Bu bize Charlotte’un adaya gelmesi konusunda Dharma tarafından ikna edilebilmesinin Tunus’ta bulduğu Dharma tasmalı iskeletle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Dharma’nın istediği kişi ya da nesneyi paralel evrenlerde seyahat ettirebildiğini gözleriyle gören Charlotte bu teknolojiyi ileride işi için kullanarak çok büyük keşiflere imza atabileceğini düşünüyor ve görevi kabul ediyor.

  • Kutup ayısının fosilinin tasmasındaki amblem, Jack’in bir süre tutulduğu Hydra Dharma istasyonuna ait.

    Dharma’nın bu çok gizli araştırmasını ona göstererek gizliliği tehlikeye atmak pahasına da olsa Charlotte’u ekibe dâhil etmek istemesinin sebebi ise Charlotte’un önceki bölümlerde adada gördüğümüz dört parmaklı devasa ayak heykelinin akıbetini açıklığa kavuşturabilecek antropolojik bilgiye sahip. Hatırlarsanız kendisine dört kişilik ekip tanıtılırken Naomi, seçimlerden pek de memnun olmuyor. Ekibin askeri ve alan bilgisi olmadığı için huzursuz olan Naomi, bu yüzden görevi gerçekleştirebileceğinden emin değil ancak gelecekte Hurley’i akıl hastanesinde ziyaret edip ada hakkında bilgi almaya çalışırken de gördüğümüz Matthew Abbadon, “Tüm ekip elemanları kendi işlerinin en iyileri” diyerek ekipteki her üyenin spesifik görevleri olduğunu ve bu görevleri gerçekleştirmek için en iyi seçimlerin yapıldığını vurguluyor.
    Hayaletlerle iletişim kuran Miles Straume’ün bu esnada kullandığı alet ne?
    Bir teoriye göre elektrik süpürgesinden bozma bu alet, yaptığı dairesel hareketle Miles’ın ruhlarla iletişime geçmesi için gerekli ses frekansını sağlıyor ancak bize daha gerçekçi gelen teori şöyle: Adada Naomi’nin ruhuyla herhangi bir alet olmadan iletişim kuran Miles’ın kullandığı bu alet, para aldığı müşterilerinin gözünü boyamak için kullandığı sahte bir ekipman. Ruhlarla iletişim kurabilen Miles’ın ekibe dahil edilmesinin muhtemel sebebi Jacob ile iletişime geçmek.

  • Miles’ın ruhlarla konuşmak gibi bir yeteneği olmaması ve herkesi kandırıyor olması da teorilerden biri.

  • Lost Gnosis

    24/4/2008

    Gelecekte yok olma tehlikesi yaşayan insanlar, geçmişten insan getiriyorlar. Bunu yaparken karmaşayı önlemek için geçmişi değiştirmemeleri gerekmektedir. Bu yüzden getirecekleri insanları kazalarda öleceklerden seçiyorlar. Kaza olmadan önce insanları geleceğe götürüyorlar. Fakat bu sefer beklenmedik bir elektromanyetik sapma meydana geliyor. Kurtulması gereken en önemli insan Aaron başkalarının eline geçme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Gelecek değişecek mi? Ve şimdi bulundukları yer Lost Adası!

    Black Rock

    Kimimiz siyah duman dedi, kimimiz adanın ruhu.. aslında O’nun tek adı vardı; “Tachyon”.

    Tachyon kütlesi sıfır olan bir cisim. Ve kuantum fizikcilerinin zamanda yolculuk deneylerinde kullandığı cismin adı aynı zamanda. Peki neden özellikle bu cisim kullanılıyor? Işık hızına ulaşmak ve dolayısıyla zamanda yolculuk yapabilmenin önündeki engel kütledir. Ve bunu başarmak ancak kütlesiz bir cisim aracılığıyla sağlanabilirdi. Fiziğin sıkıcı olduğunu düşünenlere Tachyon ile ilgili farklı bir bilgi verelim. Tchyon yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanan bir kavram. Asyalı bilginler ışık hızından daha hızlı seyreden sonsuz enerji demişler zamanında. Ve bu enerjinin tüm özelliklerinin yanında en büyük özelliği fiziksel iyileşmenin hızlanmasını sağlamak. Günümüzde Asya ve Avrupa’da pek çok sağlık kurumunda tamamlayıcı tedavi olarak kullanılıyor. Jack’in taşlarının da tachyon özünden oluşması muhtemel fakat yalnızca fikir olarak kalsın. Sanırım dizide oradan oraya gezinen cismin ne olduğunu ve adadaki yaralanmaların, hastalıkların nasıl çabucak iyileştiğini anlamış olduk.

    Arada bir not eklemek istiyorum. Bilindiği gibi ülkemizde de kuantum fiziği ile ilgili araştırmalar yapılıyor. Ve bundan bir süre önce “hızlandırıcı” denen cihaz üzerine çalışmalar yapan bir grup bilim adamımız uçak kazasında hayatlarını kaybetti. Kâinatın oluşumunun küçük bir modelini hayata geçirecek “Kainat Makinesi”nin parçaları, Türkiye’de test ediliyor. Adana Çukurova Üniversitesi’nde bu amaçla özel olarak kurulan Nükleer Enerji Fiziği Laboratuvarı’nda cihazın “fototip” adı verilen parçası test ediliyor. “Kâinat Makinesı” olarak nitelendirilen deney, İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’de temmuz ayında yapılacak. Ünlü Alman fizikçi Einstein’in teorisine göre uzay en, boy, yükseklik ve zaman olarak 4 boyuttan oluşuyor. Ve zaman uzayı bir örtü gibi çevreliyor. Yüksek bir enerji, uzayda bozulmaya neden olarak, zamanda bir “tünel” yaratabiliyor. Bu zaman tüneliyle teoride, geçmişe yolculuk mümkün. CERN Enstitüsü’nde yapılacak olan deneyde 2 tonluk dev bir mıknatıs Fransa-İsviçre sınırının 100 metre altındaki 27 km’lik tünele yerleştirilecek. 16 metre yüksekliğinde, 17 metre genişliğinde ve 13 metre boyundaki mıknatıs yer altındaki 15 parça ile birleştirilecek. 36 ülke ve 2 binden fazla fizikçinin yer aldığı projeye Türkiye’den Boğaziçi, Çukurova ve ODTÜ fizik bölümlerinden öğretim görevlileri katılıyor. Temmuzda neler olacağını hep birlikte göreceğiz. Şimdi yazımıza devam edelim.

    4 8 15 16 23 42

    Sayılar üzerine çok fazla kafa yorduk. Hep bir gizem aradık üzerinde. Bu konuda kesin olmamakla birlikte zaman yolculuğu boyutunda ele aldığımızda ilginç bir sonuca varıyoruz. Bu sayılar zaman akış hızından başka bir şey değil. Formülsel olarak bakarsak 1C 300.000 km/sn lik hıza eşittir. Bizim zamanımızı 1C olarak düşünelim. Cismin üst zaman boyutuna geçmesi için 42 C’lik bir zaman genişlemesine ihtiyaç duyacaktır. Paralel boyutlar vs gibi konulara girmeden kısaca zaman genişliğinin 4C, 8,C.. 42C şeklinde kademelendirildiğini belirtelim. Bildik bir ifadeyle 6 kat farklı semadan bahsediliyor. Tabii sayılar konusunda kesin bir yargımın olmadığını da cümlenin sonunda tekrar söyleyelim. Dizi sonunda sayıların yalnızca farklı bir zaman ve koordinat olduğu söylenirse hiç şaşırmam.

    108

    108 sayısı dizinin simgesi oldu. Yukarıda bahsettiğimiz sayıların toplamı sonucunda yani böyle bir zaman genişlemesi neticesinde bir solucan deliğinin açıldığını söyleyebiliriz. Eğer böyle düşünürsek birileri belirli bir amaçla bu deliğin açılmasından, kalkanın kalkmasından hiç memnun olmayacaktı, ki nitekim öyle de oldu! 108’e farklı bir açıdan yaklaşmak da mümkün. Bu sayıların anlamının Karma öğretide gizli olduğunu düşünüyorum. Dünyevi arzular üç yolla örtülüyor; yasa, akıllılık, özgürlük. Taşlardan oluşmuş bir kolyeden bahsediliyor. Kolyedeki 108 mücevher, 108 mistik doktrine uyar deniyor. Ve 108 dünyevi arzu, 108 doktrinle çıkarılacak. Acaba Jack’in taşları da bu kolyeden mi düştü diye sormadan edemedim!

    Hazır Asya inanışlarından dem vurmuşken konuya farklı bir boyut getirmek istiyorum.

    Evren maddeden değil, kozmik şuurdan oluşmuştur…

    Matrix, Truman Show vs. derken sıra geldi Lost’a. Dünyada sürekli bazı bilgileri bilen, fakat insanlara direk açıklamak yerine, alıştıra alıştıra yansıtan bir oluşumdan söz edilir. Matrix felsefesi uzun süre insanların beynini kurcaladı. Zamanında tıpkı Lost gibi yazdık çizdik, fakat algı gücümüz belirli bir noktada tıkanıp kaldı. Truman Show’da birilerinin sürekli bizi izleyebileceğini, hareketlerimizi dolaylı yollardan kontrol edebileceğini ve yaşadığımız hayatın aslında bir sanal gerçeklik olabileceğini gördük. Buna benzer birçok yapım sayabiliriz ve hatta zaman yolculuğunu konu alan filmleri ve kitapları da bunlara ekleyebiliriz. Bu yapıtlar bizlere alışkın olmadığımız bir şeyleri gösteriyordu. Ve aklımıza hep şu soruyu getiriyordu; “ya gerçek sandıklarımız aslında gerçek değilse?”..

    Lost dizisi hakkında onlarca hatta yüzlerce teori yazıldı çizildi. Fakat gözden kaçan çok önemli bir nokta var. Bizler olayların soru cevap kısmıyla ilgilenirken, aslında beynimize iletilen basit ama bilmediğimiz gerçekliği es geçiyoruz…

    Ben ve ekibini ilk olarak ele alalım. Sürekli birtakım kötülükler yapıp, bunları iyi bir amaç için yaptıklarını söylemeleri akıllara Tanrı olgusunu getiriyor. Dizideki Jacob karakterinden sonra tanrısal ya da yönetimsel bir kavram sergilenmek isteniyor deyip biraz araştırma yaptım. Ve dizinin bazı inanışlarla paralel seyrini fark ettim. Kısa alıntılarla bunlara değinmek istiyorum;

    “Bizim gercek benligimiz binlerce yil oncesine dayanmaktadir. Ve biz bu yildizlardaki aslimizi hatirlayabiliriz. Hepimizin bir asil ikizi vardir, ve yildizlardan dusmemis bu aslimiz bize elini uzatarak bizi (bu hayal dunyasindan) uyandirabilir. Bu diger asil benligimiz gercek ve uyanik bir benliktir. Simdiki benligimiz ise sadece onemsizdir ve uykudadir. Biz gercekte uykudayiz, ve kendisini iyi bir Tanrı olarak sunan bu tehlikeli sihirbazın ellerinde; yaratici deli tapilan-varligin!

    Bu dunyadaki mutsuzluk, kotuluk ve aci, ve buranin bu deli tapilan-varligin kontrol ettigi zorba bir hapishane oldugu gercegi, bizim bu onceki hayatimizdaki “gerceklik prensibinden” kopmamiza neden olmaktadir, ve boylelikle “hayal dunyasi” icinde gonullu olarak uykuya dalmamiza.

    Iste Siz bu “hayali hapishane” dunyasindan “baris kralligi” dunyasina gecis yapabilirsiniz, eger bu asil iyi Tanri sizi kendi lutfu icine alirsa, ve sizin Onun gozundeki hakiki “gercekligi” gormenize musaade ederse…

    Bizim bildigimiz butun “gerceklik” elektrik sinyal akimlari ve daha sonra bu akimlarin beynimiz tarafindan yorumlanmasina baglidir. Buradaki problem ise bizim bes duyumuz ile algiladigimiz seyler disarida olan seylerden tamamen farklidir; o halde, biz tamamen bir “hayal” dunyasinda yasiyor olabiliriz.Biz kendi bedenlerimiz disina cikip disaridaki bu “gercekligi” hicbir zaman sinayamayiz!
    Ve bu “gerceklik” bizim beyinlerimizin bes duyumuzdan buna ulasan bu elektrik sinyal akimlarini nasil yorumlayacagini programlanmis olduguna baglidir. Boylece bizim “gerceklik” dedigimiz sey aslinda beyinlerimize islenmis olan bu programlanmaya baglidir. O halde, kim bu programlamanin DURUST oldugunu iddia edebilir simdi?

    Eger bu programlamayi degistirirsek, insanin butun “gerceklik” algisi da degisecektir!…

    Eger durum buysa, o zaman butun fiziksel “gerceklik” aslinda tam bir “hayaldir.” Eger bizim beynimiz isigi degisik bir tarzda yorumlamak icin programlanabilse ne olurdu acaba?

    Durum su ki, aslinda bizim disimizda bir evren dahi “gercekte” olmayabilir! Eger bu evren aslinda bizim dunyamizi yutmak icin su an bize agzini acmis hizla yaklasan koca bir canavar ise “gercekte”? Bu hakiki bir olasiliktir, eger bizim beyinlerimiz hakikaten butun bu akimlari baska bir formda yorumlamak icin programlanabiliyorsa.

    Ve simdi bu “elektrik sinyal akimi” bu denek-insanin beynine ulasir ulasmaz, bu arkadas derhal, kendi beyninin daha onceden bu is icin ozel olarak programlandigi gibi, bunu derhal tam bir –gnostik Tanrinin diger butun insanlarin gozunden gizleyip sadece ona actigi– mutlak bir “gerceklik” olarak beyninde algilayacak: ve iste, uc asir once vefat etmis olan atasini aynen karsisinda (= aslinda bu gecen gun pazarda gordugu ve hafizasina farkinda olmadan kazinmis olabilecek bir “john efendi” de olabilir pekala, fakat gnostik Tanriya saygisizlik etmek, bu buyuk ve tarihi anda, hic yakisik almayabilir belki!) gorecektir.”

    Yukarıdaki metinde yer alan ifadeler Lost ile Gnostic felsefe arasında çok fazla benzerlik olduğunu ortaya koyuyor. Senaryo etkilenip yazılmıştır derken Gnosis’e bir göz atayım dedim. Gnostic simgeler ile Dharma logolarındaki benzerlik şaşırtıcıydı.

    signs3.jpg

    Sonra bu şekillerin asıl kaynaklarına ulaşmak istedim. Karşıma “Dharma Raja” simgeleri çıktı. Bu sefer olay benzeşmekten öteye gidiyordu, aynı işaretlerdi.

    Peki neydi Gnostiklerle Asya Bilgelerini aynı çatıda birleştiren? Cevap açık; kozmik bilinç..

    Dilerseniz “Narayaniya” isimli felsefe metninden biraz alıntı yapıp diziye dönelim.

    “Adı NARAYANİYA olan Felsefe Metininde Yüce, Ünlü ve daima Tanrılar ve insanlar arasında gezen Deva-Rişi Narada Yüce Vişnu Tanrı’nın inkarnesi olan ve Büyük Rişi sıfatında Dünyaya gelen (ikili) Nara-Narayanaya soruyor: Ben Kahramanca davranarak çok çeşitli Yüce ve Güzel şeyler yaptım – tüm Vedaları öğrendim, hiçbir zaman yalan söylemedim, daima dengeli oldum, tüm Yüreğimle Yenilmeyene sadık oldum ve böylece kendimi tamamen arındırdım. Peki, neden hala Sonsuz Yüce Tanrıyı göremiyorum, diye soruyor Narada.

    Narayana ise onu Meru Dağının arkasında, Kuzey-Batıda Süt gibi beyaz denizin ortasında olan BEYAZ ADAYA (adı “ŞVETADVİPA” olan adaya) gönderiyor. Hemen oraya giden Narada orada çok farklı, parlayan, olağanüstü “Beyaz İnsanları” (Ataları) görüyor. Bunlar – sonsuz Sevgi ile Yüce Tanrıya daima hizmet eden, her anlamda Mükemmel Yüce “Beyaz İnsanlar”, en Yüce Bilgeliğe ve Tanrısal Özgürlüğe ulaşan Rişi-Mahatma’lardır. Onların Auraları, Yüreklerinin içinden dışarıya parlayan Tanrısal Beyaz Ateşten ve Işıktan oluşan beyaz renkli olduğu için onlara, -”Beyaz İnsanlar” demişler. Büyük heyecanla ve sevinçle Narada o Beyaz İnsanlara katılıyor ve Tanrıların Hükümdarı, En Yüce Puruşa (Ruh) olan Narayana-Vişnu’ya sonsuz sevgi ile şöhretler söylüyor, konsantre oluyor ve sonunda Kahramanlık Gücü ile Yüce Tanrıyı Anirudhi şeklinde (yani Sonsuz Mutlak olan Vişnu Tanrıyı dördüncü “özgür”, Yüce sıfatında) görmeyi başarıyor.

    Sonra Narada Beyaz Ada’dan Badari tapınağına dönüyor ve orada tekrar Dharmanın oğulları olan Mükemmel iki Rişi Nara ve Narayanayı fizik bedenlerinde, (ama Şvetadvipa’da gördüğü, insandan daha da farklı bir biçimde) çok sevinerek, görüyor ve Onların sorularına cevap verirken şunu anlatıyor.

    Narada, Sınırötesi SONSUZ ATMAN’ı, bizim ve her şeyin İlkkaynağı olan Yüce Kutsal Puruşayı (Ruhu) Beyaz Ada’da Evren Şeklinde görüyor. Tüm Dünyalar (Evrenler), Tanrılar, Yüce Rişiler hepsi bir Bütün olarak Onun İçinde bulunuyorlar. Beyaz Ada’da yaşayan uyanık aydınlanmış Beyaz İnsanlar O – Yüce Tanrıya tapıyorlar. “

    (Not: tüm eski Yunan Ezoterik Okullarının Yöneticileri (İyerofantları) bu “Beyaz Adayı” biliyorlardı, ama “Söz” (Logos veya Yüce Öğreti) her bir Okulun Büyük Başkanı (Maha Koganı) biliyordu ve o da sadece ölüm kapısına geldiğinde kendinin yerine geçen izleyiciye bu “Sözü” veriyordu.)

    Bahsi geçen kitapda “Altın Çağ” adında bir çağdan bahsedilmiş. Şöyle deniyor;

    “Ay, Güneş, Tişya ve Brihaspati (Jüpiter) zodiakın bir burcunda toplanacaklar ve o zaman tekrar Krita Yuga (Altın Çağ) Başlayacaktır. Saati gelecek: ve büyük güce, kudrete ve akla sahip olan Kalki Vişnuyaşas adını taşıyan İkidoğumlu (Ölümsüzlüğü kazandıran ikinci Ruhsal Doğumdur) ortaya çıkacak. O soylu bir brahmanlar ailesinde, Sambala köyünde Dünyaya gelecek. Dharma ile Zafer kazanan bu Kral Yüksek İktidarı alacak ve isyancı Dünya’ya Barış getirecek, kırılışa ve yok oluşa son verecek ve tüm kötüleri yok edecek.” Hindistan’nın Ezoterik Metinleri, “Kali Yuga’nın” (Demir Çağı, Karanlık Çağ) sonunda arındırıcı felaketler ve savaşların sonunda “Satya Yuga” (Altın Çağ, Işık Çağı, Yürek Çağı) gelecek ve Yeni Dünya ve Yeni Kültür inşa edilecek diyorlar.” (NV&V Hint Spiritüal Kültür)

    Şambala veya Şamballah - Tanrının ve Onun Yüce Kozmik Oğulların Dünyadaki Yeri diyorlar - Profesör N.K.Roerich tablosu

    Dilerseniz diziye dönelim. İlk sezondan itibaren birtakım dinsel öğelerle karşılaştık. Mr. Eko ile başlayan kader ve din saplantısı, kitaplıkta yer alan Kuran gibi. Farklı inançların bilinçli olarak diziye aktarıldığını düşünüyorum. Bunu günümüzde yaşanan dinler arası diyalog benzeri bir çalışmaya benzetiyorum. Sanki birileri dinler üstü bir gücün farkında ve mesaj vermek için bu kez Lost’u seçmiş gibi.

    Holografik Evren

    Bohm’un ve benzerlerinin teorilerine hepimiz Lost sayesinde aşinayız. Aslında tüm yazılan teoriler bilim adamlarının görüşlerinin diziye uyarlanması sonucu oluşturulmuş. Tıpkı arkeolojik kazılarda elde edilenlerin din tarihçileri tarafından mensubu oldukları akıma adapte edilmesi gibi. Biz de adadakilerin Fantom Organ Sendromu ve ERP Paradoksu yaşadığını söyleyip sıyrılalım işin içinden.

    Konu başına dönersek, dünyanın geleceği için kaza geçirecek insanlar (seçilmişler) alıkonuluyor. Operasyonu gerçekleştiren grup dışında dünya onların öldüğünü düşünüyor. Ve izlediğimiz gelecek ve geçmiş görüntüleri bize kader ve yapay kırılmalar hakkında ipuçları sunuyor. Dünyanın kaderi seçilmişlerin, seçilmişlerin kaderi kendilerinin ellerinde. Bencillik hep kötü bir olaya neden oluyor. Kendini feda etmezsen adadakiler kurtulamayacak, şunu yapmazsan karaların çoğunluğu sular altında kalacak, bu olmazsa nükleer savaşlar dünyayı yok edecek vs. Bireyin dünya ile bütünlüğü gayet iyi anlatılıyor. Dünya bireyden ibaret, asıl olan zihninden! Kelebek Etkisi tadı almamak mümkün değil.

    Korkum şu ki dizi sonunda senaristlerin her teoriden bir bölüm alıp, her dinden bir tutam katıp, her efsaneden sahneler oluşturup diziyi bitirmeleri. Düşünsenize, meğerse senaristler her bölüm öncesi izleyici forumlarına girip yazılan teorileri ve fikir yürütmeleri okuyup diziyi o yönde ilerletiyorlarmış. Yani dizinin asıl senaristi bizlermişiz!

    Yazının sonlarına gelirken ana fikri tekrar vurgulamak da fayda var. Lost sanıldığı gibi yapma soru işaretleri zinciri değil, olan ve olacakları insanlara aktarmak için kullanılan bir araçtır. Tıpkı Matrix, Truman Show, Yıldız Geçidi’nde olduğu gibi. Kim bilir belki bu sefer philadelphia deneyi halka anlatılmaya çalışılıyor, belki de dünyanın kurtuluşu için gereken birtakım bilimsel projelere aşina olmamız sağlanıyor. Bir gün birileri çıkıp da, “aslında yaşadığımız dünya gerçek değil, hepimiz birer program karakteriyiz, şimdi yazılım yükselteceğiz!” derse anında girerim upgrade’e!

    Geçmişteki örneklerinin bir tekrarı fakat eğlenceli ve sürükleyici bir tekrar. Lost olduk sonunda!





    Bu bölümde daha önce yayınlanmış tüm detay ve teorileri paylaşabilirsiniz…
    Eğer detay veya teoriniz uzun ve sitede yayınlanması gerektiğine inanıyorsanız fotoğraf ve dökümanlarınızı (...) adresinden bize ulaşabilirsiniz…teoriler kısmında yazılarınız yayınlanacaktır…

    Not:Teorilerinizi yazarken lütfen kullandığınız usluba ve yazılarınızın anlaşılır olmasına dikkat edin…Güzel Türkçemize sahip çıkalım!!!



    island.jpg


    Dünya üzerinde, yüz milyonları ekran başına kilitleyen “Lost” dizisinin sırrı çözüldü. Andrew Smith adlı bir Amerikalı, senaryodaki gizemi çözüp “Seventh Seal Theory” adıyla internet sitelerine gönderdi. İşte Lost’un sırrı;

    FISILTILAR KİME AİT? …

    Ada, doğal bir mineral (Black Rock). Alvar Hanso’nun dedesi Magnus Hanso’nun niyeti, köleleriyle birlikte bu efsanevi “Black Rock”ı patlatıp elde edeceği madeni satmaktı. Bir fırtınaya yakalanarak karaya vurdular. “Magnus” kurtuldu, köleler öldü. Adayı terk etmek için bir sal inşa etti. Kölelerin çığlıkları kulaklarındaydı. Aslında onları gerçekten duyuyordu. “Black rock” elektromanyetik aktiviteyi, sesi, düşünceyi, hafızayı kaydediyordu. Aynı zamanda ona geleceğiyle ilgili sezgisel bir fikir de veriyordu. Bir gemi yapıp eve döndü. Gemisiyle adaya makul bir mesafede seyrederek meditasyon halinde, taşın ona gelecekle ilgili anlattıklarını telakki etti. Bunları ticaret hayatında kullanarak adanın sırrıyla birlikte varisi “Alvar Hanso”ya bırakabilecek kadar muazzam bir servete sahip olacaktı.

    GİZEMLİ SAYILAR

    “Valenzetti” adlı matematikçi, dünyanın sonuna dair “4,8,15,16,23,42” sayılarını içeren bir formül hesaplamıştı. Bu sayıların her yerde olduklarını ve dünyanın sonunun tahmininde önemli olduğunu iddia ediyordu. “Alvar”, formülü öğrendi ve adanın kendisine verdiği bilgiyle alakalı bularak “Valenzetti” ile “Dharma Girişimini”ni oluşturdu. Amaç bu sayıları değiştirerek dünyayı öngörülen korkunç sondan kurtarmaktı. “Alvar”, insanlığın iyiliği için adayı bazı kalifiye insanlarla paylaşması gerektiğini biliyordu. Bu yüzden bilim adamlarını ve psişik sınırlara dayanan güçlere sahip, özel çocukları adaya getirdi.

    ADADAKİ İSTASYONLAR

    Adada kurulan istasyonlarda kaderin değiştirilemezliği teorisini sınayan deneyler yapıldı. Bu deneylerden biri Swan’dı. Aslında test edilen şey, görevlerine olan inançlarının, kaderi yerinden bir milimetre oynatıp oynatamayacağıydı. İşe yaramadı. Sorunlu kaderin, adada hapsedilmesine karar verildi.

    MERAK EDİLEN JACOB KİM?

    Çocukların en özeli “Jacob”, zihniyle objeleri oynatabiliyordu. Madem “Black Rock” hafızayı depolayabiliyordu, “Jacob” da kayanın gücünün yoğun olduğu yere yerleştirildi ve bir bilim adamı ordusunun gözlemi altında kayadan kaderi emmeye çalıştı. Daha sonra “incident”(olay) olarak bahsedilecek patlama gerçekleşti. “Jacob”, bu patlamayla cismani formunu kaybedip, “Black Rock” tarafından emildi. Ama nesneleri hala oynatabiliyordu. Kendini taş halinde hareket ettirebiliyordu. Siyah bir toz bulutu halinde hareket edip, çeşitli şekillere bürünebiliyordu.

    KADERİ DEĞİŞTİREMEDİLER

    Patlama, enerjinin serbest bırakılmasını gerekli kılmıştı. Yoğunlaşan enerji bilim adamlarının kader üzerindeki araştırmalarının sürmesini sağlıyor, enerjinin periyodik olarak boşaltılması ise başka felaketleri önlemeye yarıyordu. “Swan”ın artık gerçek bir amacı vardı. Elektromanyetik enerjinin, “her 108 dakikada bir” yakındaki bir başka uyduya aktarılması gerekiyordu. Bu iş için, “Radzinsky ve Kelvin İnman” atandı. Fakat onlar, kaderin değişmeyeceğini düşündüler. Bununla birlikte “incident”(olay), dünyanın felaketine yol açacak olan bir anomali yaratmıştı. .

    ADAYA ANOMALİYİ ÇEKTİ

    Bakunin’e, bu anomalinin dünya üzerinde yarattığı etkiyi takip etme ve etkileyebileceği insanların profilini çıkarma görevi verildi. O da, “Flame İstasyonu” vasıtasıyla bu insanları buldu. Her biri bir şekilde düşen uçakla ya da birbiriyle bağlantılıydı. Anomali büyük dalgalar halinde büyüyecekti. Sonunda bir şekilde bütün bu insanlar aynı gün aynı saatte aynı uçağa bindirilerek adaya getirildiler. “Dharma”, kaderin rotasının tamirinde (course-correcting) ona yardımcı oluyordu.